Adına Ebu Dünya Dedim – Okan Duman

Adına Ebu Dünya Dedim – Okan Duman

Uçak ülke hava sahasına girince içini buruk bir sevinç kaplamıştı. Komünarların ülkede yönetimi almasından iki yıl sonra, eğitim için yollanmıştı Küba’ya, yaklaşık bir yıldır orada, kolektif tarım üzerine eğitim aldıktan sonra ülkesine dönüyordu. Gözleri kapandı bir an ve Komünarların ülkede iktidarı aldığı ilk yıllara doğru bir yolculuk yaptı zihin dünyasında. Çok zorlu ve bir o kadar da şiddet dolu bir süreçten sonra iktidar olmuştu Komünarlar. Ülke, bir enkaz yığınına dönmüştü adeta. Komünarlar kurumsallaşmasını sağlayıp iktidara tam olarak hâkim olduktan sonra ilk olarak, gönüllülüğü esas alan kalkınma seferberliği için çağrı yapmışlardı. Hiç tereddüt etmeden gönüllü olarak ziraî alanda çalışmak için başvurmuştu Komün’e. Özellikle çok ufakken babasının bir ninni gibi kulağına fısıldadığı Karadeniz’e gitmek için talepte bulunmuştu. Bu talebini olumlu bulan Komün onu Ordu’ya fındık bahçelerine yollamıştı. İlk başlarda henüz kırılmamış olan erk zihniyetinden ötürü, bir kadın olarak zorlansa da ortaya koyduğu özveri ve performanstan dolayı, kısa sürede kendini kabullendirmişti herkese. Ülkenin dört bir tarafından gelen, kadınlı erkekli komün gönüllüleri ile kısa zamanda kaynaşmıştı. O yıl başta ziraî alan olmak üzere tüm alanlarda önemli bir başarı elde edilmişti.

***

Ülkenin gelecek yıllarda dışa bağımlı olmadan kendi kendine yetebileceğini görmüştü Komün. O yıl eve geri dönünce ziraî alanda eğitim almaya karar vermişti. Bunun için Eğitim Komününe başvurmuştu. Bu talebini olumlu bulan Komün onu ziraat fakültesine yerleştirmişti. Kısa sürede derslerindeki muazzam başarısıyla fakülte yöneticilerinin dikkatini çekmişti. Diploma töreninin hemen öncesi fakülteden sorumlu Komün yöneticisi görüşmek için onu odasına çağırmıştı ve “Seni kolektif çiftlikleri yerinde görüp incelemek için Küba’ya yollamak istiyoruz.” demişti. O da bunu seve seve kabul etmişti. Küba’da ilk günlerini bir rehber eşliğinde devrimin önemli yerlerini gezerek geçirmişti. Gördüğü mekânların büyüsüne kapılıp, devrimi sanki bire bir yaşamış gibi destansı bir coşku sarmıştı bedenini. Sonraki günlerde kolektif çiftlikleri görmek için adanın iç kesimlerine doğru yolculuk yapmıştı. Kolektif çiftlikleri inceledikten sonra kendisi için bir yıllık plan yapmış ve bu plan Komün’de onaylanınca ilk altı ay gözlem-teorik eğitim çalışmaları yapmış, sonraki altı ay ise bizzat çiftliklerde üretimin her aşamasında yer almıştı. Burada kazandığı tecrübeyle ülkesinde de kolektif çiftlikler inşa etmek için dönüyordu. Uçağın inmek üzere olduğu anonsunu duyunca sıyrıldı geçmişe yaptığı yolculuktan. Elinde bavullarıyla kontrol noktasına yönelip bekleme salonunu da geçip kapıya yönelince orada annesini kendisini beklerken buldu. Annesi yaşadığı onca acıya ve baskıya rağmen hep dimdik durmuştu. Ağır adımlarla annesine doğru ilerledi ve birbirlerine özlemle, sıkıca sarıldılar.

***

Kolektif çiftliklerin kuruluşunda çok önemli katkıları olmuştu. Hızla yapılanan ve ülkenin her tarafına yayılan bu kurumlar Komün’ün kalkınma hamlesinde önemli bir yere sahip olmuştu. Kolektif çiftliklerin kuruluşu ve yaygınlaşmasındaki rolü, üstün başarı ve katkılarından dolayı, Merkezi Komün onu Ziraî Komünün başına getirmişti. Ülkede her şey yolundaydı. Komün, merkezi kalkınma hamlesinde başarılı olmuş ve ülkede hem ekonomik hem kültürel olarak hızlı bir atılım sürecini başarıyla sonuçlandırmıştı. Yaşamında her şey yolundaydı ama yine de hep bir boşluk duyuyordu içinde. Kendini tamamen işe verse de bir türlü dolmuyordu ve aslında çocukluk yıllarında oluşmuştu o boşluk. Bir ilkbahar sabahı aniden büyümüştü. Çünkü annesinin O’na ihtiyacı vardı ve o ilkbahar sabahından sonra O’nun artık çocuk olma şansı yoktu.

***

Telefonda annesine eve erken geleceğini söylemişti. Merkezi Komün kendisini görüşmek için davet edince önce tedirgin olmuş lakin işlerin oldukça iyi yürüdüğünü düşününce tedirginlik yerini meraka bırakmıştı. Merkezi Komün binasına varınca onu sekreterliğe yönlendirmişlerdi. Oradaki yetkili, onu yoldaş sıcaklığı ile karşılamıştı. Önce sıcak bir kahve ikram etmiş ve ardından onu kolektif çiftliklerin kuruluşundaki ve yaygınlaşmasındaki emeklerinden dolayı tebrik etmişti. Muazzam başarılarından hayranlıkla bahseden yetkili “Rojava’da düzenlenecek Uluslararası Komünal Tarım Konferansına senin başkanlığında bir heyeti yollamayı uygun gördük, ayrıca seni seçmemizin özel bir nedeni de var biliyorsun. Eğer bu görevi kabul edersen yarın sabah başkanı olacağın heyet ile yola çıkman gerekiyor’’ demişti. Eve gittiğinde annesini merak içinde kendisini bekler buldu. Annesi “ne oldu neden erken geldin. Telefonda konuşmak istemediğin konu neydi?” diye sordu. Annesine “Uluslararası Komünal Tarım Konferansına katılmak için Rojava’ya gidiyorum” dedi. Annesi önce öylece donup kalmıştı, ardından koltuğa çökmüştü. Derin bir sessizlikten sonra “Emin misin?” diyebilmişti. “Evet, eminim” diye cevap vermişti. Annesi “O’na da gidecek misin?” diye sormuştu. “Evet, O’na da gideceğim” diye cevap vermişti. “Aslında uzun süre önce gitmem gerekiyordu ama bir türlü yapamadım. Cesaret edemedim” dedi. Annesi gözlerinden süzülen yaşları silerken, onu salonda bırakıp valizini hazırlamak için odasına geçti. İki hafta kalacağı için valizini özenle hazırlamaya başladı, ama öyle gereksiz eşyalar da almak istemiyordu. O sırada yatağının başucundaki peterpan kuklasına takıldı gözleri. Henüz ufacık bir kız çocuğuyken, o gitmeden vermişti kendisine. “Eğer uslu bir çoçuk olup da anneni üzmezsen, peterpan canlanıp seni özgürlükler diyarına götürecek. Ben de orada seni bekliyor olacağım” demişti. O gittikten sonra her gece yatağına girince peterpana bakıp onun canlanmasını beklerken uykuya dalardı. Ta ki, onun aniden büyüdüğü bir ilkbahar sabahına değin, o günden sonra dokunmamıştı peterpana. Önce gözleri buğulandı, ardından buruk bir gülümsemeyle kuklaya yöneldi ve onu da alıp valizine yerleştirdi…

***

Rojava’da iki hafta çok hızlı geçmişti. Orada oluşturulan kolektif çiftlikleri yerinde incelemiş, kendi ülkesindeki tecrübelerini dostlarıyla paylaşmış, orada gördükleri kendisi için iyi bir tecrübe olmuştu. Seminer de ise dünyanın farklı yerlerinde oluşan komünal çiftliklerin oluşum süreçlerini dinlemişti. Gezinin son günü sabah erkenden kalkıp kendisini alacak aracı beklemeye koyuldu. Kaldığı komün misafirhanesinin yetkilisi aracının geldiği ve kendisini beklediği haberini verince bavulunu açıp peterpan kuklasını alarak arabaya binmek için kapıya yöneldi. Yolculuk üç saat sürmüştü. Üç saat sonra şoför, “İşte geldik, burası Derik, devrimin kalbi” demişti. Şehir merkezini geçtikten kısa bir süre sonra araba durdu. Heyecanını bastırmak için derin bir nefes alarak aracın kapısını açıp indi. Üzerine kocaman bir kızıl yıldız olan demir parmaklıklı kapıdan içeri girince, oradaki görevli onu sıcak bir gülümsemeyle karşılayıp “Sabah geleceğini haber vermişlerdi, hoş geldin” dedi. Birlikte yürümeye başladılar. Görevli, “İşte, sola dönünce hemen karşında” dedi. Görevliye teşekkür ederek yalnız kalmak istediğini söyledi. Görevli yanından ayrılınca biraz daha ilerleyerek sola dönüp ilk adımını atmıştı ki işte orada karşısındaydı. O an donup kaldı, kendini zamandan soyutlanmış hissetti ve “Merhaba ben geldim, seni çok bekledim ama gelmedin. Peterpan canlanıp beni sana getirmedi ama ben onu sana getirdim.” diyerek peterpan kuklasını, üzerinde Komünar’ların kurucu önderi Ulaş Bayraktaroğlu (Ebu Dünya) yazan anıt mezarın üzerine bıraktı ve “Hoşçakal baba” diyerek gözlerinden süzülen damlalarla beraber ağır ağır oradan ayrıldı…

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*