BİR ZAMANLAR DEV-LİS’LİYDİK – Harun Boran Yılmaz

İzmir, memleketin güzide kentlerinden biridir. Herkesin İzmir’le ilgili olumlu ya da olumsuz bazı duyguları vardır. İzmir’i bilen; tanıyan, gezen, hayatının bir bölümünü İzmir’de geçirmiş insanların büyük çoğunluğu tutkuyla bağlıdır İzmir’e. Bilenler hatırlar, Vizontele filminde bir sahne vardır: tepenin birinde televizyonu çalıştırmak için toplanırlar ve Belediye Başkanı Nazmi Doğan konuşması sırasında “insan yaşadığı yeri niye sever” diye bir soru sorar. Ardından yine cevabı kendisi verir, “başka çaresi yoktur da ondan. İzmirliler ve onu sevenler için durum böyle değildir, başka çareleri olduğu halde severler kentlerini. Ben de ömrünün 25 yıldan fazlasını İzmir’de yaşayan biri olarak aynı tutkuyla bağlıyım İzmir’e. Nereye gidersem gideyim yolum mutlaka İzmir’e düşer. Hem hasretim hem de vuslatım olur İzmir.

 Kimse bir şehri coğrafyasından, doğal güzelliklerinden ya da caddelerinden, binalarından dolayı sevmez sadece. Bir şehre bağlanmak, o şehirdeki yaşanmışlıklarla alakalıdır. Benim için İzmir demek Dev-Lis’li olduğum yıllar demektir. Çünkü hayatımın bu yılları hem en büyük mutlulukların hem de en büyük hayal kırıklıklarının yıllarıdır. Hem en büyük başarıların hem de unutulmaz insan ilişkilerinin zamanlarıdır…

2007 yılı koskoca Dev-Lis tarihinde yalnızca unutulmaz bir enstantanedir benim için. Fakat 2007 yılının Dev-Lis pratiği, özelde İzmir daha sonra da memleketteki gençlik hareketleri açısından önemli bir yere sahiptir. O yıllarda Dev-Lis’in estirdiği rüzgâr, siyasal mücadele açısından “küçük ama bolşevik” bir etki yaratmıştır. 

Biz 8-10 kişilik bir arkadaş grubuyduk. Tohumları 1-2 sene önce atılan bir çalışmanın ürünleri olarak filizlenmeye başlamıştık. Hemen hemen hepimiz okullarımızdan mezun olmuş ama üniversiteyi kazanamamıştık. (Yeri gelmişken söyleyeyim Dev-Lis; çalışkan, parlak öğrencilerin, dereceyle üniversiteye yerleşenlerin hareketi olmadı-olamadı hiçbir zaman. Hep bizim gibilerle doluydu saflarımız fakat Dev-Lis’i, Dev-Lis yapan bu “tembeller” güruhudur desek abartmış olmayız. Çünkü Dev-Lis’in okul içi kadar dışında da harekete ve enerjiye ihtiyacı vardır. Bu enerjiyi de ancak bu “tembeller güruhu” sağlayabilir.) Üniversiteyi kazanamayanlar hep birlikte Alsancak’ta bir dershaneye yazıldık ve tüm enerjimizi Dev-Lis’e akıttık. Gündemimiz adil olmayan sınav ve özgür olmayan eğitim sistemiydi.

Bir önceki senenin çalışmalarıyla ulaşılmış insanlarla düzenli görüşmelerimizi sürdürüyorduk. Hepimiz aynı dershane de olduğumuzdan, anlık bilgi paylaşımı ve görüş alışverişi yapabiliyorduk. Bu şekilde sömestr ara döneminde bir Dev-Lis şenliği yapmayı kararlaştırdık. Ben ve birkaç arkadaşım amatör müzisyenler olduğumuzdan hem şenlik için hem de sosyal ilişkilerimiz açısından oldukça avantajlıydık. Çankaya’da bir dershanenin konferans salonunu kiraladık ve çalışmalara başladık. Diyalog kurduğumuz herkesi çalışmalara katmak için uğraştık. Dev-Lis imzasıyla ilk pulları (şimdi sticker deniyor) bastırdık. 2000 Adet pulu İzmir’in her sokağına, her mahallesine ulaştırmak için çabaladık ve büyük oranda başarılı olduk. Daha sonra Alsancak, Kıbrıs Şehitleri caddesinde masa (şimdi stant deniyor) açma fikri atıldı ortaya.

O zamana kadar masa açmak pek sık başvurulan bir yöntem değildi. (Tabi sol statükocu ve ezberci olduğundan tek çare haline getirdi) Yalnızca bir iki sefer NKP (Nükleer Karşıtı Platform) çalışmalarında denemiştik. Fakat Alsancak’ta daha önce ne bir siyasi eyleme ne de siyasi bir hareketin masa açtığına şahit olmamıştık. İlk kez biz yapacaktık ve ilkler bizim işimizdi…

Alsancak’ta masayı ilk açtığımız gün, bize pek alışkın olmayan lümpen gençlerin saldırısına uğradık. Elbette her saldırı karşılığını buldu ve geri püskürtüldü. Saldırının ertesi günü biz aynı yerde yeni masa açtık. Bu kez daha kalabalık ve daha organize… Bu kez sırasıyla esnaf, taraftar grupları, kimi faşist çeteler ve polis tarafından dalga dalga saldırılar geldi. Hiç bir saldırı karşılıksız kalmadı ve biz her seferinde inatla masaları açmaya devam ettik. Gözaltına alınıp, geceyi nezarethanede geçirip sabahında yeniden masa açtığımız günler oldu. Sonunda bizim inadımız, onların bizi o sokaklardan söküp atma çabalarına baskın geldi.

Sokakta (Kıbrıs Şehitleri Caddesi) verdiğimiz ilk devrimci savaşımı zaferle taçlandırdık. Her zafer, yeni zaferlerin müjdecisidir. Bu deneyim daha sonraki süreçte “faşistlerin kalesidir, girilmez” denilen yerlere (Çınarlı E.M.L, Eşref Paşa Lisesi vs.) girmemizi sağladı. Ve biz her seferinde çıtayı daha yukarı çektik. Alsancak’ta ki masalar öyle bir hal aldı ki; masanın arkasında 20 kişi olmakla 2 kişi olmak arasında fark kalmadı. “Nasıl olsa bir yerlerden çıkarlar” diye masaya saldırmaya cesaret edemez oldular. 

Biz de mevcut gücümüzü ikiye bölme fırsatı bulduk. Bazı günler Karşıyaka-Çarşı da bazı günlerse Buca-Şirinyer’de masalar açmaya başladık. Tabi benzer süreçleri buralarda da yaşadık. Fakat Alsancak’tan şerbetli olduğumuzdan, artık direncimizin kırılması çok daha zor hale gelmişti. “Nitekim” yine pes eden onlar oldu. Bizim saflarda ise saldırılara maruz kalan herkes daha fazla çelikleşiyordu. 

Şenlik günü gelip çattığında başarılı bir süreci geride bırakmıştık. 200’ün üzerinde liseli ve bazılarının aileleri şenliğimize iştirak etmişlerdi. Coşkulu ve eğlenceli bir şenlik oluyordu. Hemen hemen katılan her okuldan bir liseli konuşma yapıyor, kendi fikirlerini anlatıyor ve diğer arkadaşları tarafından alkışlanıyordu. Belki de bazıları ilk kez özgürce kendilerini ifade ediyorlardı. Yine Dev-Lis’lilerin oluşturduğu müzik grubu sahnedeydi, şarkılarını çalıyorlardı. Her şey çok güzeldi derken birden bir şey oldu. Salona hızlıca abilerimiz, ablalarımız geldiler ve bize şenliği bitirip hep birlikte Konak meydanına gitmemiz gerektiğini söylediler. Salondakilerin paniğe kapılmamaları için en azından sahneden bir anons yapmak gerektiğini söyleyip, sebebini sorduk. İstanbul’da bir gazetecinin öldürüldüğünü söylediler. 2007 yılının Ocak 19’da, bizim şenlik yaptığımız saatlerde, İstanbul’da Agos gazetesinin önünde, Hrant Dink öldürülmüştü. Sahneye çıktım “arkadaşlar, şenliği erken bitirmek zorundayız. Buradan hep birlikte Konak meydanına gidiyoruz” dedim. Salondan “aaaa!” diye sesler yükseldi. Sebebini açıklamadım ama herkesin katılmasını rica edip, önemli olduğunu belirttim.

Hep birlikte salondan çıktık, ben ve kitlenin tanıdığı birkaç arkadaş dağılmaları ve kopuşları önlemek için en öndeydik. Malzemelerin toplanması için geride 5-6 arkadaşı bıraktık ve Çankaya’dan Konak’a olan 10 dakikalık yolu yürümeye başladık. Yol boyunca Dev-Lis sloganları attık. Konak meydanına vardığımızda on binlerce insan alanı doldurmuştu. Yarım saat önce lise sorunları konuşan, müzikle eğlenip coşan liseliler, şimdi “gün gelecek, devran dönecek, katiller halka hesap verecek” diyorlardı. Evet, Hrant Dink ölmüş, ruhu çoktan yıldızlara ulaşmıştı. Onu öldürenler, aslında çok daha tehlikeli bir ruhu hortlatmıştı…

Sömestr dönüşü, şenlik çalışmaları sürecinde irtibat kurduğumuz herkesle tek tek görüşmek için kolları sıvadık. Bir yandan Alsancak, Karşıyaka ve Buca’da masaları açmaya devam ediyorduk. Görüştüğümüz herkesi doğrudan masalara çağırmıyor ama yakın civarlara randevu veriyorduk. Böylelikle hem insanlarla ilişki kuruyor hem de masanın etrafında oluyorduk. Arkadaş kendisi katılmak istediğinde masaya gidiyorduk. Henüz yeni tanıştığımız insanları olası bir arbedenin içine çekmek istemeyiz. Ya da kimseyi emek vermek için zorlamayız, gönüllülük esas olmalı.

Sene başında, henüz şenlik fikri dahi ortada yokken İzmir’in tek merkezden kontrol edilemeyeceğini, artık birden fazla merkeze ayrılması gerektiğini konuşmuş, dört merkezde hemfikir olmuştuk. Buna göre Karşıyaka merkezinin sorumluluğu omuzlarıma yüklenmişti. Fakat pratikte değişen pek bir şey olmamış, yine aynı faaliyetleri sürdürmüştük. 1 Mayıs süreci yaklaştıkça, artık bazı değişimlerin gerekliliği kendisini hissettirmeye başlamıştı. Başarılı bir şenlik süreci, arkasından kesintisiz devam eden sokak pratiği ve giderek sağlamlaşan insani ilişkiler, İzmir’in her yerinden Dev-Lis’e katılımları hızlandırmıştı.

Karşıyaka’dan 15-20 kişilik bir çevre ve benimle emek verecek 5-6 kişilik bir grup vardı artık. Ben zamanımın büyük bölümünü Karşıyaka’da geçirmeye başlamıştım. Karşıyaka-Çarşı’da açılan masaların sayısı artmış temas edilen potansiyel de buna bağlı olarak artmıştı. Neticede 1 Mayıs günü geldi çattı. Dev-Lis İzmir’de 1 Mayıs alanına 400’e yakın liseliyle katıldı. Bu son yıllarda İzmir’de ki en büyük lise katılımıydı. Alandaki tüm gençlik örgütlerinden daha kalabalıktı Dev-Lis  ve tüm lise kortejlerinin toplamından daha kalabalıktı. İşçi ve kamu sendikaları hayranlıkla izliyordu. Özellikle Eğitim-Sen’liler şaşkınlık içindeydi. Öğrencilerinin nasıl bu kadar örgütlendiğini anlayamadılar. İlerleyen günlerde Eğitim-Sen’li öğretmenler okullarındaki Dev-Lis’lilerin en büyük destekçisi oldular.

1 Mayıs’tan sonra bizim 8-10 kişilik grup 20 kişi oldu. Merkez olarak belirlediğimiz dört bölgede kendi özgün çalışmalarını yapabilir hale geldi. Bütün bölgelerde sokak çalışmaları yapılabiliyordu -biri hariç- o bölge diğerlerine göre nispeten daha az merkez ve varoş mahallelerden oluşan bir bölge olduğundan masa açma şansları pek olmuyordu. Fakat oradaki arkadaşlar kendi şartlarına uygun farklı yöntemler geliştirmişlerdi. Öyle ki; o bölgenin deneyimi bize daha sonraki çalışmalarımızda rehber olacaktı. Onlar tek-tek her okulun önüne gidiyor, ilişkide oldukları insanları ziyaret ediyor, onlara evlerine kadar eşlik ediyor, hatta aileleriyle tanışıyorlardı. Bazılarımızın yaptığı gibi “stant” açıp insanlar bize gelsin diye “totem” yapmak yerine onların ayaklarına gidiyor, adım, adım Dev-Lis’i yerelleştiriyor, mahallileştiriyorlardı. 

1 Mayıs sonrası 20 kişilik arkadaş grubu, kendimize birer haftalık tatil verdik. Ama tatillerimizi bile birlikte geçiriyorduk, -özellikle aynı bölgeden olanlar- tatil dönüşü,1 Mayıs’tan aldığımız motivasyonla yaz çalışmalarımızı planlamaya başladık. 2007 yılında genel seçimler vardı ve biz bağımsız olarak milletvekili adayı olan “Bin Umut Adayları”nı destekliyorduk. Buna göre her bölge kendisine faaliyet yapabileceği pilot mahalleler belirleyecek ve yaz boyu oralarda çalışacaktı. Seçimler halkın politikleştiği ve siyasi çalışmaya açık olduğu süreçler olduğundan bizim içinde bazı fırsatlar sunuyordu.

Daha ileri düzeye gelmiş, emek veren arkadaşlarımızın yaşadığı yerler olduğundan ve bizim için potansiyel oluşturduğundan Cumhuriyet, Yamaç, Güzeltepe ve Evka 2 mahallelerini pilot olarak belirledik. İlk olarak Yamaç mahallesindeki seçim bürosuna gidip bizi işlere katmalarını istedik. Bize bir miktar afiş, 2 fırça, 1 kova, biraz da kostik (duvar kâğıdı yapıştırıcısı) verip “iş”e yolladılar. Elimizdeki afişlerin hepsini bitirip seçim bürosuna döndük. Kovayla fırçaları bıraktık çıktık. Yaz boyunca seçim bürosuna bir daha hiç uğramadık. İşten kaçtığımızdan ya da üşendiğimizden değil. Bizim başka planlarımız olduğundan, afiş yapıştırmanın bizi örgütlemeyeceğinden, hatta yeni yeni katılmaya başlayan arkadaşlarımızı uzaklaştırabileceğini bildiğimizden. 

Afiş ve pankart asmaktan oluşan seçim faaliyetimizi bırakmıştık bırakmasına ama ne yapacağımızı da pek bildiğimiz söylenemezdi. Okullar açık olsa bildiri dağıtır, bir yerlerde masa açar, illa ki birileriyle temas kurardık. Ama elimizden gelen bir şey yoktu şimdilik. Sonra ki günlerde Evka 2’deki parkta toplanmaya başladık. Bölgedeki gelebilecek her arkadaşı oraya çağırıyorduk. En azından kendi arkadaşlarımızla ilişkimiz gelişsin istiyorduk. Bir yandan da kendimizi boşluğa düşmüş hissediyorduk. Yine bir öğleden sonra parkta otururken yanımıza 5-6 kişilik bir grup geldi. Üzerlerinde spor kıyafetler ve bir basket topları vardı, bize basket maçı teklif ettiler. Yapacak başka bir şey olmadığından kabul ettik. Çoğumuz basketten pek anlamadığımızdan bir güzel yenildik. Tabi bu işi burada bırakmak fıtratımızda olmadığından çocuklara ” siz bizi yendiniz, gelin size çiğdem (çekirdek), kola ısmarlayalım yarın rövanş yaparız” dedik. Çocuklar teklifimizi kabul ettiler, birlikte çiğdem çitleyip, kola içip sohbet ettik. Ertesi gün bizi yine yendiler, çekirdek ve kolayı yine biz aldık. Bu böyle bir kaç gün sürdü, aslında biz onları hiç yenemedik ama sonunda Evka 2’de arkadaşlarımız vardı… Sonunda onlarla futbol maçı yaptık ve mahf-ı perişan ettik… Esasında biz ne yapacağımızı düşünürken, gençler kendiliğinden bize gelmiş ve ne yapmamız gerektiğini öğretmişti. 

Devrimcilik işte budur, hayatın içinde olmak, insanların yaşamlarının parçası olmaktır. Kimi zaman bir parkta basket oynamak, kimi zaman bir konser dinlemek, kimi zamansa işlek bir caddede, bildiri dağıtabilmek için can-hıraş kavga etmektir. İnsanlara çoğu zaman bir şeyler anlatılması gereken, bir şeyler öğretilmesi gereken organizmalarmış gibi bakarız ama gerçekte, halk derinlerinde çok şey gizleyen diplere daldıkça en değerli cevherlerin çıkarılabileceği bir okyanustur. Stalin’in dediği gibi “Devrimciler halkın hem öğretmeni hem de öğrencisidir”.

2007 yazının sonunda TBMM’ye 22 devrimci, demokrat, yurtsever milletvekili girdi. İzmir’den bir vekil sokamadık ama yine de sistemde bir gedik açılmış oldu. Biz de o yazın sonunda potansiyelimizi arttırarak, pilot mahallelerden güçlenerek çıktık. Bunun dışında daha önce olmadığımız mahallelere (Yamanlar, Gümüşpala, Bayraklı, Çiğli, Menemen vs.) girdik. Okullar açıldığında daha geniş çeperimiz vardı. 2007’nin 17 Ekim’inde Karşıyaka Çarşı’da 1980 darbesinden sonraki ilk Dev-Lis bürosunu açtık. 2008’in 1 Mayıs’ı gelirken biz, bölgemizdeki toplam liselerin yarısından fazlasında vardık. Türkiye genelinde 10 bin basılan Dev-Lis dergisinin 2 binden fazlasını Karşıyaka bürosu ve çevresi dağıtıyordu. 1 Mayıs’a da 200’ün üzerinde Karşıyaka’dan olmak üzere İzmir’de toplam 850 liseli katıldı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*