FAŞİZMİN HAYSİYETİ – M. Salih Ulıtaş

Geçenlerde tesadüfen bir filme rastladım. İçimdeki ses filmi izlemem konusunda beni ikna etmekte pek zorlanmadı. Hapishane idaresinin film yayınladığı kanalda nihayet biz tutsakların da izleyebileceği bir filme denk geldik…

Filmdeki öykünün yüreğinize dokunmama ihtimali yok. Özellikle bazı sahneler vardı ki insanı bir düşünce silsilesinin içerisinde bir o yana bir bu yana savuruyordu. Her sahne yeni bir düşünceyi doğuruyor, uzun soluklu iç çekişlere yerini bırakıyordu. Filmin sonunda, senaryonun bir kurgudan ibaret olmadığını öğrenince dehşete kapıldım! Filmin üzerimde yaratmış olduğu duygu birikimi, içinden geçtiğimiz sürecin ve mekânsal faktörün de etkisiyle katlanmaya başladı. Yaşanmış bir geçmişin izleri hala insanların bedenlerinde ve ruhlarında açıkça sergilenmeye devam ediyor…

Başrolünü Emma Watson’ın oynadığı “Colania Dignidad (Haysiyet Kolonisi)” adlı bu film, izleyene çok şey anlatıyor. Filmi sizlere burada anlatmayacağım. Ne yazık ki yaşanmışlıkların dramını anlatacak kadar kalemim güçlü değil. O yüzden fırsat bulursanız mutlaka izlemenizi öneririm. Sizlere anlatmak istediğim, filme konu olan olayların gelişimi…

Konu, çok uzak bir geçmişle alakalı değil 1975 Pinochet Diktatörlüğü’nün sembolü olan Haysiyet Kolonisi ya da gerçek adıyla Villa Baviera Santiago yakınlarında kurulmuş bir koloni ile alakalıdır. Kurucusu 1921 yılında Almanya’da doğan Paul Schaefer’dir. Lise yıllarında yükselen Hitler faşizmine kapılarak, Nazi partisinin gençlik organizasyonu olan Hitler Gençliği’ne katılır. İkinci Dünya Savaşında Hitler’in ordusunda doktor olarak çalışır. Bunun yanında verdiği vaazlarla da tanınan ünlü bir vaizdir. Schaefer, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlanmasıyla, Alman hükümetinin de desteğini alarak, savaş sonrasında yetim kalan çocuklar için bir yetimhane açar. Bir süre sonra Schaefer’in küçük yaştaki erkek çocuklara cinsel istismarda bulunması gerekçesiyle yetimhane kapatılır. Schaefer’in tutuklanması istenir. Bunun üzerine Schaefer 1961 yılında kendisine bağlı müritleriyle beraber Şili’ye kaçar. Şili’ye yerleştikten kısa bir süre sonra, ülkede başta Alman vatandaşları olmak üzere, Şilili çocukların da yararlanabileceği bir gençlik evi açabilmek için Şili hükümetine başvuruda bulunur. İstediği desteği bulmakta hiç de zorlanmaz. Dönemin Cumhurbaşkanı Jorge Alessandri Rodriguez, Schaefer’e And Dağı eteklerinde, Villa Baviera olarak bilinen bölgede büyük bir arazi tahsis eder. Haysiyet Kolonisi adını verdiği cemiyeti burada hayata geçirir. Zamanla Augusto Pinochet’in de desteğini alan bu cemiyet büyüyerek üç yüzü aşkın bir nüfusa ulaşır. İçerisinde kendilerine ait okul, hastane, dükkanlar, havaalanı bulunan, adeta küçük bir devletçik kurulmuştur. 

Böyle bir organizasyonu, toplumsal bir vazife kılıfıyla, “Hayır Kurumu” adı altında tüm dünyaya göstermeye çalışırlar. “Tanrıya Hizmet” yalanı adı altında, dini duyguları istismar ederek üyeler toplarlar. 

Çaresizleşen; tükenen, tüm insani vasfını işkencelerde yitirmiş bireylere, “ilahi bir el”, “kurtarıcı bir melek” olarak dokunan Paul Schaefer kendini “Tanrının Sesi” olduğuna inandırmıştı. Adeta koloninin “Tanrı Kralı”ydı. Bir girenin bir daha çıkamadığı bu kolonide insanlar köle olarak çalıştırılıyordu; kimyasal ilaçlarla, işkencelerle ve akıl almaz uygulamalarla insanların benlikleri siliniyordu. Kadın ve çocuklara cinsel istismarda bulunuluyordu. Hamile iken cemiyete katılanların kolonide doğan çocukları, daha anneleri görmeden alınıp, koloninin ideolojisi doğrultusunda yetiştiriliyordu. Vahşi deneylerin, işkencelerin ve katliamların bir amacı vardı: “İdeal toplum düzeni”ni yaratmak! Elbette gerçekler daha derindedir. 

Güney Amerika kıtasını hızla etkisi altına alan sosyalizm dalgasına karşı, ABD yönetimi tarafından Paraguay 1954, Brezilya 1964, Arjantin 1966-1976, Uruguay 1971, Bolivya ve Şili’de 1973 yılında, CIA denetiminde askeri darbeler gerçekleştirildi. Katliamlar, işkenceler birbirini izlemekteydi. Süreç olabildiğince hızlı ilerliyordu. ABD-CIA ve cuntalar arasındaki kirli ittifak, Kıta Amerikasına bir karabasan gibi çökmeye hazırlanıyordu. Dönemin tüm cuntacıları “School of the Americans” tan mezundu. Bu koşullarda ortaya çıkan kirli ittifak ilişkisinin mimarı da ABD dış politikalarından sorumlu, ünlü Henry Kissenger’di.

Eylül 1973’te Caracas’ta düzenlenen Amerikan Orduları Konferansı’nda her şey planlanmıştı. 1975’e gelindiğinde ise Arjantin, Bolivya, Şili, Paraguay ve Uruguay’ın askeri istihbarat şefleri Santiago’da Plan Condor’u (Akbaba Operasyonunu) başlattılar. Haysiyet kolonisi de bu planın bir parçasıydı. Koloni sadece yerin üstünde görülenlerden ibaret değildi. Altında da tüneller, dehlizler, ve işkence odaları vardı. Pinochet başta devrimciler olmak üzere tüm muhaliflerini ezmek ve susturmak için bu mezbahaneyi de kullandı. Yüzlerce, binlerce insanı işkencelerden, kıyımlardan geçirdi. Pinochet’in 1990 yılında devrilmesiyle Koloni çökertildi. Schaefer Arjantin’e kaçtı ve 2004 yılına kadar burada saklandı. Sayısız çocuk istismarı, işkence, ve başkaca insanlığa karşı suçlardan otuz üç yıla mahkum edildi ve 2010 yılında Santiago hapishanesinde öldü. 

Koloni’den sağ kurtulabilmiş olan, Komünist Parti üyesi Adriana Borquez, 1977’de Uluslararası Af Örgütü’nün açtığı bir davada, Koloni’de yaşanılanlarla ilgili tanıklık eder. Gördüğü işkenceleri “Beni bir avuç acı, yıkıntı ve pislik yığınına dönüştürdüler. Çürüyen vücudumdan iğreniyordum. Artık bir insan değil, avlanmış bir hayvandım ” diyerek anlatan Borquez “Burası sonsuza dek ölüm ve işkenceyle lekelenmiş karanlık bir yer olarak kalacak” dediği Haysiyet Kolonisi’nin giriş kapısında kayıp yakınlarının düzenlediği eylemlere, tekerlekli sandalyesinde katılmaya devam ediyor. 

Condor Planının yarattığı katliamlarda Arjantin’de otuz binden fazla insan katledildi ve “kaybedildi”. Şili’deki kurban sayısı kırk bin olarak açıklandı. Paraguay’da nüfusun yüzde yirmiye yakını (üç yüz bin kişi) yitirildi. Kolombiya, Venezuela ve Peru’da yaralar hala sarılamadı. Condor Planı sadece Kıta Amerika’sıyla sınırlı kalmadı. Condor’un mimarları çeşitli ülkelerde onlarca suikast gerçekleştirdi. Türkiye de payına düşeni fazlasıyla aldı. Cuntalar, kontr-gerilla faaliyetleri… On yedi bini aşkın faili meçhul cinayet… Bugün Borquez gibi Galatasaray Lisesi’nin önünde haykıran Cumartesi Anneleri, tüm engellemelere rağmen adalet arayışlarına devam ediyorlar…

KÜRKÇÜLER F TİPİ HAPİSHANESİ