GÖKLERE GÖÇ EYLEMİŞ OLANLAR – Ali Okutan

“Kaybetmeyi göze alamayanların kazandığı nerde görülmüş?” diyen sevgili Özge; senin şiir dizelerine olan sevgiyi hangi kelimelerle anlatayım şimdi? Çok sevdiğin şairin dediği gibidir ruh halim;

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ahmet Arif’in dizelerinde bizim oralara has bir dil kullandığını hayranlıkla anlatırdın hep. Şairin şiirlerindeki Çukurova’ya övgülerinden olsa gerek biz de çok sevmiştik…

Benimkisi sadece sevdiklerini sana hatırlatmak veyahut sevenlerinin seni hatırlamasıdır. Belki de… İçimdeki hüzün ile savaştığım şu mahpusluk dönemlerinde, tesadüfen karşılaştığım sınıf arkadaşının senin için anlattıklarından mı bahsedeyim yoksa? Bulutları izlerken dikdörtgen gökyüzünde gördüğüm siman “Evet evet onu anlat” diyor sanki.

Biz sınıfın en haylaz arka sıra çocuklarıydık, okul ise Tarsus’un iyi okullarından biriydi” diye söze girdi sınıf arkadaşın… Haylazlığım herkesin ilgisini çektiği gibi tepkileri de beraberinde getiriyordu. Özge ise sınıfın çalışkanlarından ama diğerlerinden farklı olarak bizim haylazlıklarımızı farklı bir renk kabul eder, tepkilere karşı çok açık etmeden bizi savunurdu, bizimle gizli ittifak halindeydi yani diye devam ederken ilgiyle dinliyorum arkadaşını, arada gözümde canlandırma yapmaya çalışıyorum o anları… O zamanlar kendisinin apolitik biri olduğunu, ama senin de tavırlarından devrimcilik yaptığını bildiğini, bundan ötürü büyük saygı duyduğunu falan söylüyor. “Zaten politik bir kişilik olduğunu bilmemek elde değildi, herkes de bilirdi benim gibi”… Ne zaman sınıfta öğretmenlerle siyasi bir tartışma başlasa, Özge’nin itirazları ve anlattıkları bize mantıklı gelir, ıslıklarla alkışlarla desteklerdik onu. Öğretmenleri bilgisiyle terletir, hiç bir sözünü esirgemezdi, cesurdu da. Öğretmenler baş edemeyeceğini anlayıp yüksek ses tonuyla konuyu kapatmaya itirazları bastırmaya yeltenirdi. Ve böyle durumlarda Özge’yi savunma-destekleme sırası biz arka sıranın haylaz çocuklarına düşerdi. Böylesi bir gizli dayanışmamız vardı Özge’yle diyor. O anlattıkça ben senin cesurluğunu hatırlıyorum. O bilge ve şairane edayla savunduğun, değerli sözcüklerle kurduğun cümleleri hatırlıyorum bir bir…

Sınıf arkadaşının anlatımlarından da çok kalmadı aslında aklımda sevgili Özge. Nedeni çok basit, hiç beklemediğin bir anda tesadüfen açılıyor konu, senin lise sıralarına kadar geliyor muhabbet ve ben gururla, onurla, heyecanla dinlerken arkadaşını bir taraftan da cesurca omuz omuza yürüyüşümüzü hatırlıyorum. Öyle anlar vardır ya cıvıl cıvıl olur yüreğin karşındakinin anlatımlarından. Beş dakika sonra da heyecandan olsa gerek her şeyi unutmuşsundur. Ben de benzerini yaşadım işte.

***

Senin gibi aynı zamanda mektup arkadaşım da olan Asiye ile beraber göklere yükseldiğinizi, yıldızlaştığınızı duyduğumdan beri aklım hep sizlerde. Her ikinizin de ortak yanı olan şiir sevgisini hatırlıyorum. 2012 yıllarına gidip geliyorum. Çukurova’nın mahpusluk aylarında, cehennem sıcağında gönderdiğiniz şiir kitaplarına dalıyorum. Sevgili Asiye’nin gönderdiği üç Nazım’ın kitapları, senin gönderdiğin Ahmet Arif şiirleri serinletmişti yüreklerimizi. Şiire olan ilgimiz, sevgimiz de sizlerin sayenizde başlamıştı… Şimdi sizlerin de yürekleri serinlesin istiyorum.

Göklere göç eylemiş olanlara hep ”ben de geleceğim” demişsin sevgili Asiye. Sözcükleri, kanat çırpmayı yeni öğrenen serçenin telaşı ile kavuşmak istemekte önden giden dostlara okurken soluksuz kaldık; çok küçük gazete kupürlerinin ne kadar çok şey anlattığını senin sesinden dinlerdik. Dört kız kardeşinin efsanevi yürüyüşüdür. Sizlerin ki bazen silahlaşan türküdür, tutuşturulan dizedir. Bazen de berrak ve öfkeli akan nehirlerin hırçınlığıdır…

Sevgili Asiye ”geleceğim” dediğim bütün buluşmalara gitmiş olmanın onurlu duruşu var. Yüzünde yılgınlık yok ölümsüzleşen karelerde umutsuzluk ve beyaz bayraklar da olmadı zaten hiç. Daha seni görmeden gönderdiğin uçurum yüklü mektup satırlarında gördüm asiliğini… O kurduğun cümleler şimdi yücelerde papatyadır hem de binlerce papatya!

Fotoğraf karelerindeki göz bebeklerin güleç yüz kalemlerin mürekkebine direnci ve umudu aşılıyor. Fransız kadın kahramanı Jan Dark gibi sanki bembeyaz bir elbise giyinip özgürlük uğruna kırmızı alevler saadeti yakıyorsun. Mevsim baharken onu güz yapmak isteyenlere inat bizlere güç veriyorsunuz. Hiç olmadık bir zaman da o çok sevdiğin Nazım’ın dizeleri ile sesleniyorsun;

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
gövdemizle karanlıkları yara yara
çıktık, rüzgarları en serin
uçurumları en derin
havaları en ışıklı sıra dağlara.
Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!
Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
göz göze
yan yana
durun çocuklar.
Taşları birbirine vurun çocuklar.
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun
doldur içelim.
Başları
göklere
atalım
serden geçelim..
Heeey, nerden geçelim?
Yalnayak
koşarak
devlerin
geçtiği
yerden geçelim.
Heeey
hop
Heeey
hep
birden geçelim.
Doldurun çocuklar,
doldurun
doldurun,
doldur içelim.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!