HAPİSHANE VE DEVRİMCİ YAŞAM – Ali Deniz Kılıç

Hapishane, devrimci mücadele süreçlerinin olası uğrak noktalarından sayılabilir. Birçok farklı bağlamda ele alınabilecek hapishaneyi, “hapishanede devrimci yaşam” başlığında ele alarak, bir düzeyde hapishaneye girmiş veya girme riski olana hangi “öğütlerin” verilebileceğine yoğunlaşacağız.

Geçici Yaşam Alanı

İstisnai hallerin dışında devrimciler 3 kişilik tecrit hücrelerinde tutulurlar. Bu hücreyi “kalıcı ikamet” gibi benimsemek devrimci bir yaklaşım olmaz. Devrimciler açısından bu hücreler, hapsedildikleri geçici yaşam alanlarıdır. Hücrenin derli toplu olması, devrimcinin çalışmalarını ve günlük yaşantısını kolaylaştırması anlamında önemlidir, dağınıklık her daim zaman kaybına yol açar. Hücrenin asgari düzeyde temiz tutulması ise, varlığı itibariyle bile hastalıklara yol açabilen tecrit hücresinde, devrimcinin sağlığını koruma noktasında önemlidir. Dolayısıyla, hücrenin gün içerisinde dağınık bırakılmaması, dağınıklığa yol açan uğraş biter bitmez hücrenin toparlanması ve haftada en az bir veya iki kere, periyodik, düzenle sabit bir şekilde hücrenin toptan temizlenmesi hususları aksatılmamalıdır.

Günün Örgütlenmesi

Devrimci hücreye kapatılmışsa da, devrimci mücadelenin içindedir ve hayatını devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına göre şekillendirmekle yükümlüdür. Devrimcinin, teorik donanım ve ideo-politik gelişim noktasındaki ihtiyaçları, devrimci mücadele ile doğrudan bağlantılıdırlar ve bu alanların bir hududu yoktur. Hücrede geçirilecek günün örgütlenmesi, bu ihtiyaçların karşılanması noktasında olmazsa olmazdır.

Hapishanelerde sabah ve akşam sayım saatleri ufak sarkmalar dışında aynıdır. Dolayısıyla genel geçer, taslak bir gün planı çıkartılabilir.

Sabah sayımı saat 08:00’dedir. Sayımdan en az 20-25 dakika önce uyanmak, çayı ve kahvaltıyı hazırlamak, sayımdan sonra kahvaltıyı yapmak ve sayımdan sonrasını boşaltmak da mümkündür.

Sayımla beraber hücrenin havalandırma kapısı da açılır. Kahvaltıdan sonra açık havaya çıkmak, kısa bir volta atmak da tavsiye edilebilir. Sayım ve kahvaltı sırasında sabah haberlerine de göz atılır…

Saat 09:00 ile 12:00 arası, okuma-çalışma saati olarak değerlendirilebilir. Zihin henüz günün tantanasıyla yorulmamış ve canlıyken, çalışma-okuma faaliyetine yoğunlaşmak, verimi arttıracaktır. Bu üç saatlik (en az) çalışma sırasında, bir-iki mola verilebilir. Süre de çalışmanın gidişatına göre 13.00’a kadar uzatılabilir.

12.30 ile 13.30 sıralarında öğlen yemeği dağıtıldığını hesap edersek, 14.00-14.30 ile 16 arasını ikinci okuma-çalışma periyodu olarak belirleyebiliriz.

16.00-16.30 sıralarında günlük spor yapılabilir. Günlük spor sabah saatlerinde de yapılabilir, ancak ben sabah çalışmalarının verimliliğini göz önünde bulundurarak, öğleden sonra güneş düştükten sonra spor yapmayı tercih edenlerdenim. Hapishane ve özelinde tecrit hücreleri, hareketsiz bir yaşam dayatır. Günlük spor, dayatılan bu hantallaştırıcı ve hastalıklara davetiye çıkaran hareketsizliğin panzehiridir, bu anlamda vazgeçilmez, ertelenemezdir. Ayrıca devrimci her daim Ulaş Bayraktaroğlu’nun deyişiyle “uzun bir maraton koşucusu” olduğunu hatırlamalı ve kendini bu koşuya hazırlamalı, hazır tutmalıdır.

Oblomov’cu, “bugün yapmasam bir şey olmaz herhalde” yaklaşımı, günlük sporun baş belasıdır ve devrimci değildir. Unutmamak gerekir ki taşı delen suyun şiddeti değil sürekliliğidir.

Ayrıca, volta atmayı veya 2-3 dakikalık açma-germe hareketlerini günlük spor yerine ikame etmek de yanlıştır, kendi kendini kandırmaktır. En az 30-40 dakikalık (içinde 15-20 dakika koşuyu da içeren), vücudu bir düzey zorlayan bir günlük spordur bahsedilen ve ihtiyaç olan. Akabinde alınacak duş ile vücut sağlığı/gelişimi güvence altına alınmış olur.

Spordan sonra, 19.00 gibi yenen akşam yemeğine kadar volta atılarak sohbet edilebilir, okumalar üzerine konuşulabilir, günlük gazeteler ve köşe yazarları okunabilir.

19.00 sularında yenen akşam yemeği ve izlenen akşam haberlerinden sonra, 20.00’de akşam sayımı gelir.

Akşam sayımından sonra, televizyonda izlenebilecek güzel bir film, belgesel varsa edilebilir, mektup yazılabilir, kitap ayracı vb. envai şey üretimi yapılabilir, şiir ve benzeri edebi okumalara yoğunlaşılabilir.

Yatma saati mümkün olduğunca sabit tutulmalıdır, uyku düzeninin sağlanması, bu bağlamda sabahları dinç kalkma gün içerisinde yorgunluk-uykusuzluk çekmeme gibi noktalarda faydalı olacaktır.

Taslak şeklinde belirttiğimiz gün programı, bir dogma değildir, üzerinde oynanabilir. Ancak meselenin esası bilince çıkartılmalıdır…

Okuma ve Çalışmalar

Günlük programda belirtilen okuma ve çalışmalar, kolektifin çabasıyla belirlenmiş (ve sürekli yenilenen) hat ve liste dahilinde icra edilmelidir. Okuma ve çalışmaların asgari çizgisi bu şekilde  kurulmalıdır. Bu noktada, ilk zamanlarda kaynaklara-kitaplara ulaşma noktasında çaba gösterilmeli, girişimlerde bulunulmalıdır. Çaba sarf edildiği vakit, içerden ve dışarıdan ihtiyaç kolaylıkla giderilebilecektir. Önemli olan, pasif-beklemeci bir pozisyona çekilmemektir.

Okuma ve çalışmaların verimliliğini önsel bir şekilde belirleyen şey, devrimcinin bu çalışmaları “neden” yaptığı noktasında netleşmesidir. Bu bir “iş” değildir. Devrimcinin zafere giden yolda kaybedecek zamanı yoktur ve hapiste geçirdiği süreyi devrimci mücadelenin geliştirilmesi noktasında değerlendirmesi, değerlere verdiği sözdür. Tüm okuma ve çalışmalar, devrimciyi mücadelede güçlendirecektir ve dolayısıyla mücadele de güçlenecektir. Boşa geçirilen zaman ise devrimciyi güçlendirmediği oranda düzeni güçlendirecektir. Okuma ve çalışmalara bu bilinçle yaklaşılmadığı sürece, okumalar rutin bir “işe” dönüşür ve geriye entelektüel birikimin ötesinde bir şey bırakmaz. Belirlenmiş okuma ve çalışmaların ötesinde, devrimcinin özel olarak yönelerek, derinleşmek istediği alanlar olabilir, özellikle nispeten uzun tutsaklıklar açısından olmalıdır. Bu noktada da deneyimli tutsak yoldaşlardan fikir alma noktasında girişken olunmalıdır; adeta peşleri bırakılmamalı, deneyimlerden faydalanmak için elden gelen yapılmalıdır.

Üretim

Hapishanede devrimcinin politik ve edebi üretimi, aynı zamanda kendini devrimci mücadele içerisinde yeniden-üretimidir, bu bağlamda çok kritiktir. Aynı zamanda yapılan çalışma-okumaların ürünleri anlamına gelir, geliştirici ve yenileyici bir yönü vardır.

Üretimin bir ayağı, okuma ve çalışmalar eksenli politik-teorik üretimdir. Aslında bu üretim, okuma ve çalışmalardan ayrı bir kategori değildir, tersine okuma ve çalışmaların tamamlayıcısıdır. Aynı anlama gelmekle beraber, okuma ve çalışmaların sonucu olan politik gelişimin nişanesidir. Devrimci açısından “üretmemek” diye bir şey yoktur, “üretmeye yönelmemek, bu konuda ısrarcı olmamak” vardır. Bu devrimciliğe hizmet etmeyen “kolaycılık” okuma ve çalışmaların eksik kalmasına da yol açacağı için, sınırlarımızı zorlama noktasında daha ısrarlı ve tavizsiz olmak şarttır. Ayrıca, ürünün ortaya çıktığı an, çalışma okumaların karşılık bulduğu momente tekabül ettiği için, teşvik edici, moral ve cesaret verici bir karaktere de sahiptir.

Şiir, öykü gibi edebi; resim, karakalem, kariaktür gibi sanatsal üretimler de devrimcinin çok yönlü gelişimini sağlama noktasında önemlidir. Bu noktada da “yeteneğim yok” diye bir durum söz konusu değildir. Her devrimci üç boyutlu hayatın içerisinde “çöp adam” vari iki boyutlu kalmamak, çok yönlü gelişebilmek noktasında sebatla çalıştığı ve arayış içerisinde olduğu oranda, içindeki yeteneği açığa çıkartabilecektir. Gökkuşağı misali çok renkli olan hayatın içinde, siyah-beyaz sınırlara hapsolmamak da devrimci bir yükümlülüktür.

Tutsak Kolektifi

Devrimci tutsağın, kapatıldığı hapishanede yoldaşı olmasa da, hapishaneler yoldaşlarıyla doludur. Bu kolektif asabiyet mektup vasıtasıyla ilişkilenmesi politik, ideolojik, manevi ve yaşamsal anlamda önemli, güven verici ve devrimcidir. Zaten yeni bir yoldaşın hapsedildiği haberini alan tutsaklar, derhal iletişime geçmektedirler. Bu ilişkiler sürekli kılınmalı, bu noktada iradi çaba sarf edilmelidir. Mektup yazamıyorum demek geçerli bir mazeret değildir. Kimse mektup yazmayı doğuştan öğrenmemiştir.

Hücre İçi İnsani İlişkiler

Aynı-yakın hücrede kalan yoldaşlar komünal bir hayat inşa etmelidirler. Hem çalışma-okumaları hem de yaşamın her alanını ortak yaşamalıdırlar. Karşılıklı ilişkilerinde eleştiri-özeleştiri mekanizmasını devrimci mütevaziliği ve yapıcılığı kuşanarak kullanmalıdırlar. Her günün başında, o günkü planı beraberce çıkartıp gözden geçirmeli ve günün sonunda, hem politik hem de yaşamsal anlamda, günü eğrisi ve doğrusuyla masaya yatırmalıdırlar. Bu bağlam, akşamları “platformvari” mekanizmaları işletmek, devrimci yaşamın inşasına ve yaşamsal eksikliklerin yapıcı temelde geliştirerek aşılmasına olanak sağlayacaktır. Eğer yoldaşı ile değil de, devrimci dostlarıyla beraber kalıyor ise, insani ilişkilerde devrimci-komünal yaklaşımı kuşanmanın yanı sıra, daha anlayışlı olması ve günlük programını engellemeyen konu başlıklarında daha “tolere eden” bir yaklaşıma sahip olması gerekebilir. “Tanımlı” olmayan ilişkilerde müdahaleci olmak, devrimci niyette bile olsa, hapishane koşullarından kaynaklı sorunlara ol açabilmektedir. Bu minvalde, devrimci dayanışmadan taviz vermeden, günlük devrimci yaşam programı takip edilmeli, esas olanın devrimci yaşamın kendisi olduğu akıldan çıkartılmamalıdır.

Güncel Sıkıntılara Dair

Devrimci cenahın yaşadığı yenilgilerin yarattığı umutsuzluk, yılgınlık ortamı, hapishaneleri de etkilemektedir. Özellikle yakın süreçte tutsak düşen dostlarda apolitik yaşam isteği gözlemlenmektedir. Birçoğu zaten tutsak düşmeden önce düzene dahil olmuş ve devrimci mücadele hedefinden kopmuştur. Bu durumun hücre yaşamındaki karşılığı “gün geçirmeciliktir”. Bu noktada kapitalizmin sahte peygamberlerinden olan “televizyon”, önemli işlev görmektedir. Son süreçte, sürekli televizyon izleyen, öğlene kadar uyuyarak “kara geçtiğini sanan”, dosyası itibariyle devrimci olan tutsak sayısında adeta patlama yaşanmıştır.

Devrim hedefinden kopmuş olanların, yaşamları da bu “hedefsizlik” haline göre olacaktır, olmaktadır. Bu hal düzeni güçlendirir ve düzenin uyguladığı “hapsetme taktiğini” başarılı kılar. Sürekli “gün sayan”, sabah uyandığında “bugün ne yapsak acaba…” diye düşünen, günü uyuyarak ve televizyon başında pinekleyerek geçiren bir hayat devrimci değildir. Böylesi yönelimlerin kemikleştiği hücrelere denk gelen devrimci, eğer imkanı varsa devrimci yaşam sürülen bir hücreye geçmeli, eğer kısa vadede bu imkanı yoksa, kendi devrimci programını tavizsiz bir şekilde uygulamalı ve programından arta kalan vakitlerde insani ilişkiler kurmalıdır. Asla düzeni güçlendirecek gerici yaşamlara ayak uydurmamalıdır. Ve böylesi yaşamların varlığı bahane edilerek, devrimci yaşam “askıya alınmamalıdır”. Kemikleşmiş belirli konjonktürlerde gerici yaşamı tartışarak devrimcileştirmek mümkün değildir, bu unutulmamalı ve böylesi konjonktürlerde enerji tasarrufu yapılarak, devrimci yaşamın inşasına odaklanılmalıdır.

Son Yerine

Devrimci nasıl düşünüyor ve neyi hedefliyorsa öyle yaşamalı, yaşamı bu minvalde örgütlemelidir. Yaşamı devrimcileştirebildiği oranda hayallerin gerçekleşeceğini, zafere yakınlaşacağını bir an olsun akıldan çıkartmamalıdır.

Egemenlerin “hapsetme” taktiği, ancak ve ancak devrimci yaşamla boşa düşürülebilir ve ötesinde, devrim mücadelesi hapishaneleri de devrim akademilerine, devrimci-komünal yaşam merkezlerine dönüştürebilir.

Yaşamı devrimci olmayanın düşünceleri de erozyona uğrar. Bu diyalektik kural akıldan çıkartılmamalı ve devrimci yaşamın inşası ve sürekliliği noktasında tavizsiz olunmalıdır. Devrimci yenilmezlik devrimci yaşamdan geçmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*