İÇİMİZDEKİ OBLOMOVLAR – Şafak Kılagöz

”Zekâca kimseden aşağıya değildi. Tertemiz, billur gibi ruhu vardı.

Asil heyecanları olsa da bir insandı 

Ama hiç bir şey yapmadı”

İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov

İvan Aleksandroviç Gonçarov’un 1859’da yayınlanan Rus gerçekliğinin dünya okuyucularına armağanı Oblomov, Rus edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. 

İlya İlyic Oblomov, ailesinden miras kalan gelirleriyle St. Petersburg’daki apartman dairesinde, uşağı Zohar ile birlikte yaşayan aylak bir adamdır. Zamanında devlet memurluğunu denemiş, bir süre sonra şehirdeki yaşam tarzına, çalışma koşullarına ve etrafında dönen dolaplara ayak uyduramayarak istifa etmiş, çalışmamayı tercih etmiştir. İnsanlardan kaçan ve evine kapanan Oblomov, git gide artan uykusuzluğun ve tembelliğin esiri haline gelir. Kimi zaman kendini ziyarete gelen bir kaç kişi haricinde dışardaki hayatla tüm bağlarını koparmıştır ve gün boyunca üzerinde yıpranmış sabahlığı, ayağında terlikleri ile kanepesinde mazeret üretmeyi seçer. En yakın dostu olan Andrey Ivanic Stolz ile gelecekte yapacakları işlerin, gezecekleri ülkelerin planlarını yapsa da sürekli gerçekleştirmek istediği fikirleri erteler ve içine düştüğü eylemsizlik halinden kurtulamaz.

Oblomov’un rutin hayatı Olga adlı genç kadın ile tanıştığında kırılır gibi olur. Aniden içine düştüğü aşk üzerindeki ölü toprağı üflese de tam olarak atamaz. Oblomov’un tembelliğinden, sürekli ertelemeci yaklaşımlarından kaynaklı Olga’nın umutları kırılır. Olga; ”Artık hayat bulacaksan şefkatle yetinemezsin: onun için de bir şey yapman gerekir” der ve bir türlü harekete geçemeyen bu eylemsiz adamı terk eder. Hırslı, tutkulu, mücadeleci olmayan Oblomov aslında dürüst, saf ve sadık biridir. İyi bir insandır. Fakat ondaki iyilik biçimini Goncorov şu şekilde tanımlar: “Herkesi sevdikleri için iyi insan sanırlar; oysa kimseyi sevmezler ve kötü oldukları için iyi olarak anılırlar.”

Rus eleştirmen Nikolaci Dobrolyabov’a göre bu kitapta önemli olan Oblomov değil, ”Oblomovluktur”. Ona göre Oblomov kendi iradesi ile hareket etme yetkinliğinden yoksun biri değildir. Sadece miskinliği ve kayıtsızlığı yetiştirildiği çevrenin sonuçlarıdır. Dobrolyabov’un 19 yy.da tetiklediği Oblomov incelemeleri sayesinde Oblomovluk Rus diline bir terim olarak girer: ”Oblomovschina”. Lenin birçok konuşmasında Oblomovculuğu süre gelen bir hastalık olarak ifade eder. ”Rusya üç devrim geçirdi ama yine de Oblomovlar kaldı. Çünkü Oblomovlar yalnız derebeyleri, köylüler, aydınlar arasında değil işçiler komünistler arasında da vardır. Toplantılarda da komisyonlar da nasıl çalıştığına bakarsanız eski Oblomovların içimizde olduğunu görürsünüz.” 

Oblomov’un üzerinden bir buçuk asır zaman geçmesine rağmen Oblomovlar her yerde billur gibi ruhları, asil heyecanları olsa da hiç bir şey yapmamaya devam ediyorlar. Yaşamın, mücadelenin ve üretimin olduğu yerlerde yapılması gerekenin neden yapılmamasını gerektiği ve nasıl yapabileceğini bildikleri halde öylece duruyorlar. Şu an halen sokaklar, okullar ve kolektif bilincin ayrı çıkmadığı her yer Oblomovlar ile dolu. Sonsuza dek eleştirebilme ve üretime katkıda bulunmama hallerini saklı tutuyorlar. Fakat bir türlü üşendiklerinden mi çekindiklerinden mi ne, bilinmez, o kanepeden kalkıp üstlerindeki eskimiş sabahlığı hala fırlatıp atmıyorlar. 

Elbette ki herkes gibi benim de içimde bir Oblomov var, lakin ben ona sağır olmayı seçiyorum. İçimizdeki Oblomovluğu yenip, yepyeni kahkahalar ile kolektif bilinci ve üretimi ortaya çıkarmak için kendime söz veriyorum… 

Devrimci – komünar her birey Ulaş Bayraktaroğlu’nun ”Devrimci yaşam amacı yaşamaktır, her anını amaca adamaktır” sözünü akıldan çıkartmamalıdır.