İHTİLALCİ İNİSİYATİF VE FAY HATLARI – Ali Deniz Kılıç

İhtilalci İnisiyatif ve Fay Hatları – Ali Deniz Kılıç

Hayat sadece uzlaşmaz çelişki üzerinden tarif edilemeyecek denli girift bir yapıdadır. Diğer tüm fay hatlarından arındırılmış bir “ideal işçi” aramak, bu anlamda beyhudedir. İhtilalci inisiyatif perspektifinden uzaklaşarak, ezilenlere gözleri kapayarak, “işçilik oynamak”, aslında bizzat işçi sınıfının örgütlenme ihtimalini ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir.

Mahir Çayan’ın Pass ve suni denge kadar ön plana çıkartılmayan “ihtilalci inisiyatif” tanımı vardır. Leninist teoriye atfettiği “ihtilalci inisiyatif”, Marks-Engels’in devrim teorilerinden Lenin’e geçişi tarif etmesi anlamında oldukça kıymetlidir. Bir kıyaslama yapar Mahir Çayan: Marx ve Engels’in devrim teorilerinde ekonomik ve sosyal determinizm ağır basar. Leninist teoride ise, politikanın, ekonomiye oranla belirleyiciliği ağır basmaktadır. Yani ihtilalci inisiyatif temeldir. Kurucu Marksistler ekonomik ve sosyal determinizmin belirleyiciliğinde, kapitalizmin nihai bir krize doğru yol almakta olduğunu düşünüyorlardı. Düzeni fay hatlarıyla örülü ve marazlı düşünürsek; işçi sınıfı-burjuvazi arasındaki uzlaşmaz çelişkiye dayanan *nda günden güne birikecek enerjinin nihai bir kırılma ile açığa çıkması bekleniyordu. Devrimci politika bu fay hattının gerginleştirilmesi ana hedefi eksenli şekilleniyordu. Kapitalizm gelişecek, geliştikçe, işçi sınıfı-burjuvazi dışında kalan sınıf ve tabakalar seyrekleşerek büyük oranda tasfiye olacak, işçi sınıfı sayısal/ nicel olarak artacak, üretimdeki rolü ile mülksüzlüğü arasındaki karşıtlık temelinde bilinçlenecek ve bir noktada ekonomik temelli başlayan mücadele politikleşerek fayı kıracak ve iktidar sömürülen çoğunluğun olacak… Mahir Çayan’ın bahsettiği ekonomik ve sosyal determinizm kabaca bu sürece tekabül ediyordu.

Öngörülen bu süreç, kapitalizmin gelişkin olduğu ülkelerden; -örneğin İngiltere’den- devrim bekleyecektir doğal olarak, çünkü ana fay hatları en gergin olanlar ya da öyle olması beklenenler onlardır… Ancak bu öngörü gerçekleşmedi. Zira kapitalizm yaşadığı krizlerden kendini yeniden üreterek çıkmayı başardı. İşçi sınıfı-burjuvazi çelişkisine dayanan ana fay hattının sürdürülebilir bir yapıya dönüştürülmesi bu noktada kritiktir. Çelişki hala uzlaşmaz karakterini korumaktadır. Ancak fay hattına yüklenen enerjinin ivmesi düşürülmüştür, biriken enerjinin “kırılmaya yol açmadan” tahliye edilebileceği yol/yöntemler yaratılmıştır, ya da her şeye rağmen engellenemeyen kırılmalardan açığa çıkan yıkıcılığın hedefi saptırılmış, sanal hedefleri yönlendirilmiştir- daha bir çok madde eklenebilir-, yakalanması gereken “uzlaşmaz” olanın bir şekilde “sürdürülebilir” karaktere büründürülmesidir… Bir boyutu vahşi sömürgecilikle örülü “emperyalizm” diğer bir boyutu ise “sosyal devlet” olan bu dönemde, M. Çayan’ın deyişiyle “… devrim mihrakının batıdan yavaş yavaş doğuya doğru kayması..” ile Lenin, devrimci teoriye yeni bir soluk getirmiştir: İhtilalci İnisiyatif.

Ekim Devrimi ve İhtilalci İnisiyatif

Ekim Devrimi’nde Lenin, geniş köylü yığınlarına yönelerek devrimi muzaffer kılabilmişti. Zaten henüz 1902’de kaleme aldığı “Ne Yapmalı”da… Bütün sınıflar arasında eylem zemini vardır…”, “… her hoşnutsuzluk belirtisinden yararlanmalı…” tespitlerini yapan Lenin, İhtilalci İnisiyatife zemin yaratmıştı. Geniş köylü yığınlarındaki Zizek’in deyişiyle “(…) bir anlık radikal memnuniyetsizlikleri yakalayan” Lenin, düzenin fay hatlarından hali hazırda gerginleşmiş olanı kırmaya yönelmiş ve bu yolla suni dengeyi bozmuştur. Burada kritik olan, memnuniyetsizliğin an’lığı veya dönemselliğidir. İhtilalci inisiyatif – özellikle “İnisiyatif” kısmı – burada devreye girmektedir. Örneğin; olası bir toprak reformu, an’da radikalleşmiş olan memnuniyetsizliği azaltabilir ve gerginleşerek kırılma limitine gelmiş fay hattının enerjisini tahliye edebilirdi. Bakıldığında bahsi geçen fay hattı uzlaşmaz bir çelişkiye dayanmıyordu. Ancak Ekim Devrimi göstermiştir ki, çelişkinin uzlaştırılabilir oluşu, onu her dönem için “sürdürülebilir” kılmamaktadır. Kıssadan hisse : Devrimci öncünün görevi, hoşnutsuzlukların birikmesiyle gerginleşen fay hatlarını aramak ve doğru an’da müdahalede bulunarak fayın kırılmasıyla açığa çıkan yıkıcı enerjiye yön vermektir.

Politika ve Enerji

Ulaş Bayraktaroğlu, toplumsal mücadelelerdeki potansiyel enerji ile fizik bilimindeki “enerjinin korunumu yasası” arasında tam anlamıyla bir örtüşme olmadığını belirtir. “Fizik biliminde enerjinin korunumu yasası vardır ve taş harekete geçmese bile potansiyel enerjisini barındırmaya devam edecektir. Sosyal bilimlerde bu kanun aynı şekilde geçerli değildir. Potansiyel devrimci enerji; doğru zaman, mekan ve önderliğe sahip olarak harekete geçmezse yitirilebilir.” Nisan Tezleri’nde ve takip eden süreçte kaleme aldığı mektuplarda “vakit kaybetmeden iktidara yürümeyi” dayatan Lenin’i harekete geçiren ve sabırsız kılan şey tam da bahsedilen bu “yitirme” kaygısıdır. Fay gerginken kırılmalıdır. Eğer devrimci öncü gerekeni yapmazsa, düzen fayın enerjisini kontrollü şekilde boşaltmanın yöntemlerini bulacaktır. Çok yaşanmıştır bu durum. Düzen fayı kendi belirlediği zaman ve mekanda kırdığında, handikaplı koşullara sıkıştırdığı ezilenlere ağır yenilgiler yaşatmıştır. Spartaküs’ün yenilgisinde olduğu gibi. Ya da fayı parça parça kırarak, baş edilmesi nispeten daha kolay boyutlara bölmüştür. Bu ve benzeri yöntemlerle düzen, fayda biriken enerjiyi kendi yeniden-üretiminde kullanabilir.

İşçi Sınıfı ve Ezilenler

Bahsettiğimiz gibi kapitalist düzen fay hatlarıyla maluldür. İşçi sınıfının üretici olmasına karşın üretim araçlarının mülkiyetinden ve ürettiği üründen koparılmış olması, uzlaşmaz çelişkiye dayanan bir fay hattıdır. İşçi sınıfının hoşnutsuzluğu fayı gerginleştirir. Düzenin olağan işleyişi ise fayın gerginliğini sürdürülebilir seviyede tutar. Düzende cereyan eden her sarsıntı, uzlaşmaz çelişkiye dayanan fay hattını da gerginleştirir. Dolayısıyla ezilenlerin memnuniyetsizlikleriyle gerginleşen ve kırılmaya müsait hale gelen fay hatlarındaki enerjiyi serbest bırakmaya yönelen devrimci öncü, düzeni istikrarsızlaştırdığı oranda, uzlaşmaz çelişkinin sürdürülebileceği fikrini sarsmış olur. Bunlar birbirinden ayrı süreçler olarak ele alınırsa ne işçi sınıfı devrimcileşebilir ne de ezilenler devrimci mücadelede seferber edilebilir. Zira günümüzde düzen karmaşıklaşarak gelişmiştir ve bağımsız bir fay hattından bahsedilemez. Faylar iç içe geçmiştir. Birbirlerini tetikleyebilmekte, enerjiyi geçişlerle yaratabilmektedir…

Örneğin; düzen, uzlaşmaz çelişkisi ekseninde memnuniyetsizleşen bir işçinin enerjisini, iç içe geçmiş başka bir fay hattı ile absorbe ederek, fayın gerginleşmesini engelleyebilmektedir. Ya da bu işçinin enerjisini, gerginleşmekte olduğunu tespit ettiği ve kırılmasını istediği bir faya yönlendirebilmekte, ve düzeni tedirgin eden gerginleşmeyi kontrollü bir şekilde boşaltabilmektedir. Hayat sadece uzlaşmaz çelişki üzerinden tarif edilemeyecek denli girift bir yapıdadır. Diğer tüm fay hatlarından arındırılmış bir “ideal işçi” aramak, bu anlamda beyhudedir. İhtilalci inisiyatif perspektifinden uzaklaşarak, ezilenlere gözleri kapayarak, “işçilik oynamak”, aslında bizzat işçi sınıfının örgütlenme ihtimalini ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir.

Son Yerine

İhtilalci inisiyatif, uzlaşmaz çelişkiyi işçi sınıfı lehine kökten çözmek için, düzeni istikrarsızlaştırabilecek tüm fay hatları ile yakından ilgilenir. Memnuniyetsizlikleri radikalleştirebilmek için çaba sarf eder. Bu çaba ile reformlar elde edilmesine karşı değildir ama kimi konjonktürlerde reformların gerginliği dindirebileceğini de bilir, hamlelerini buna göre kurgular.

İhtilalci inisiyatif, işçi sınıfını “beklemez”. Düzenin sayısız fay hatlarında gerginliğin mutlaka daim olduğunu bilir. Her hoşnutsuzluk belirtisine, ezilen bütün kesimlere yönelir –bir anlamda tıpkı Blanqui’ye atfedildiği gibi “profesyonel fesatçı”dır–, düzeni istikrarsızlaştırdığı oranda işçi sınıfını “çağırır”. İşçi sınıfına önsel bir devrimcilik atfetmez, aksine işçi sınıfının “işlediği” momentle, düzenin “işlediğini” bilir. Devrimciliği düzenle karşıtlık momentine göre tanır. Bu minvalde işçi sınıfının potansiyelini bir an olsun aklından çıkarmaz, o potansiyeli açığa çıkarabilmenin imkanlarıyla ilgilenir; bu imkanların sunulmayacağını, kendiliğinden oluşmayacağını, devrimci öncü tarafından yaratılacağını unutmaz.

Düzenin günümüzdeki tablosu, ihtilalci inisiyatifin icra edilmesine imkan tanımaktadır. Ötesinde, ihtilalci inisiyatifi devrimci stratejinin kutup yıldızı olarak kavramamak, devrimden imtina etmeye, reformizme, sınıf indirgemeci kendiliğindenciliğe kılıf uydurmaya tekabül etmektedir. Devrimci öncünün görevi kollarını göğsünde bağlayıp ideal koşulların oluşmasını beklemek değildir :

“Bir devrimcinin görevi devrim yapmaktır.” (Che)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*