KARADENİZ’İN ÇOCUKLARINA; İŞÇİ MUZAFFER’E, DELİDOLU YUSUFBAŞ’A

“Hoşça kalın dostlarım benim
Hoşça kalın dostlarım
Sizi canımda canımı içimde
Kavgamı kafamda götürüyorum
Hoşça kalın dostlarım
Görüşürüz yine, görüşürüz dostlarım
Beraber güneşe güler,beraber dövüşürüz”

Bu şarkı sözleri, işçi Muzaffer’in, Doğan Kırefe’nin bizlere vasiyet olarak bıraktığı cümleler.
Başka şehrin çocukları idik. Bu nedenledir ki tanışmamız Rojava topraklarında oldu. Benden iki gün sonra, aynı sınırdan koşmuşlardı Cihan(Yusufbaş Akay) ve Doğan(Muzaffer Kandemir). Sanıyorum, yoldaşlığımız tam da birbirimizden bir haber geçtiğimiz o sınırda başladı. Aynı eğitim devresinde yer adık böylece. İlk mermimizi birlikte sıktık, ilk nöbetimizi birlikte tuttuk ve ilk bombamızı birlikte attık.
Doğan, yıllarca çalışmış olmanın vermiş olduğu disiplin ile yaşama katılıyordu. Yaşamı, zorluklarla mücadeleye alışmıştı. En hızlı koşanımız, en iyi şınav çekenimizdi. İşçi yaşamının kazandırdığı tecrübelerden dolayı, karargahımızda teknik işlerden sorumlu oldu. Günün her saatinde elinde tornavidası,pensesi bir işle uğraşırken görürdük onu. Kamufulajları hep mazot olurdu. Hatta öyle çok bütünleşirdi ki mazotla, üstü temiz olduğu zaman, kendisini rahat hissetmediğini söylerdi. “neredeyse su yerine mazot içeceksin” vb. şeyler söylerdik, şakalar yapardık Doğan’a.
İlk zamanlar spor ve askeri eğitimler beni oldukça zorlamıştı. Doğan ve Cihan her zaman yardımcı olmuşlardı. Doğan, kendimi geriye düşürmemem, yalnız hissetmemem için sürekli moral konuşmaları yapardı benimle. Bazen benim gibi yavaş koşardı, bazense benim kadar kötü şınav çekerdi. “Bak bende yapamıyorum da” derdi. Oysa bilirdim benim için öyle yaptığını. O zamanlarda gücümün toparlandığını hissederdim.
Eğitimlerimiz yoğun geçiyordu. Çok fazla ceza alıyorduk. Dönemin komutan yoldaşları, BÖG eğitim tarihinde en çok ceza alan devrenin biz olduğumuzu söylerlerdi. Bu durum bizi yoruyor olsa da, sevinçliydik. Devre olmanın anlamına varmaya çalışıyorduk. Bireysel yetersizliklerimizden dolayı çok ceza aldıysakta, hiçbir zaman birbirimize kızmadık. “ ne olacak devrem, canımız sağolsun” diyerek geçirdik tüm cezaları. Bu cümlemin samimiyetine inanın. Bir kez olsun sesimizi yükseltmedik eğitim dolayısıyla birbirimize. Gerçi tartışmışlığımızda çok az oldu zaten. Tam manasıyla yoldaşlıkta ideolojik maneviyatın inşasını gerçekleştiriyorduk.
Cihan ve Doğan çocukluktan tanırlardı birbirlerini. Birbirlerini çok severlerdi. Aslında iyi anlaşırlardı. Fakat iki dakika yan yana kaldıklarında hemen tartışmaya başlarlardı. Karadeniz’li olmanın vermiş olduğu tezcanlılık ile yaşanırdı bu tartışmalar. Bu nedenle gerisin geriye hemen barışırlardı. Cihan ve Doğan birlikte teknik işlerden sorumlu olmalarına rağmen, biz hep Doğan’ı çalışırken, Cihan’ı da Doğan’ın yanında sohbet ederken görürdük.
Bir keresinde, Doğan yoldaş, Cihan ile beni teknik odasını temizlememiz ve toparlamamız için görevlendirmişti. Biz Cihan ile sohbet ederek yapıyorduk ki, o sırada Doğan yoldaş geldi. Yavaş olduğumuzu, güzel yapmadığımızı söylerek, bizim yaptığımız işe, en baştan başlayarak kendisi yapmaya başladı. Doğan hep böyleydi. Kendisi işe dahil olmayınca içi hiç rahat etmezdi.
Günler ilerliyordu. Cepheye gitmeyi bekliyorduk heyecan ile. Bir sabah komutanımız Cihan ve Doğan’a hazırlanmalarını, cepheye gideceklerini söyledi. O vakit cephaneci olduğum için, el bombalarını vermek için cephaneye gittik. Cepheye yahut başka görevlere giderken, kuraldı, vedalaşma olmazdı. Çünkü inanırdık dönüş olacağına. Fakat biz devremizin özgünlüğünü yine ortaya koyduk ve cephanede gizlice sarılarak vedalaştık birbirimizle. Bu vedalaşmada birçok şey gibi “devremizin sırrı” olarak kalmıştı aramızda. Öyle heyecanlıydılar ki, her ikiside cepheye varana değin arabanın kasasında ayakta gittiler.
Bilmiyorduk, fakat son sarılmamız olmuştu Doğan ile. Bir akşam vakti, Doğan’ın Enternasyonel Özgürlük Taburuna gerçekleştirilen saldırıda, çıkan çatışmada kalbine aldığı bir kurşun ile ölümsüzleştiğini öğrendim. Çok ağırdı. Doğan gibi çalışkan, emekçi, devrimci bir yoldaşın kaybı sahiden çok ağır oldu.
İlerleyen günlerde, kendisi gibi çalışkan, emekçi bir yoldaşımızda yaşam buldu Doğan, Muzaffer ismiyle.
Cihan ile Rakka hamlesinde “Birleşik Özgürlük Güçleri Aziz Güler Takımı”nda yeniden yan yana geldik. Doğan’ın şehit düşmesinin ardından ilk kez görüşüyorduk. Özlemimiz, acımız vardı yüzleşmemiz gereken. Önce sarıldık. Hiçbir şey konuşmadık. Dakikalar sonra Cihan cebinden bir mermi çıkardı. Doğan’ın şarjöründe kalan son iki mermiden birisiymiş. Bana uzattı. “Biri sana, biri bana devrem. Son mermimizdir bundan böyle. Zamanı geldiğinde kullanacağız.” Dedi. Hala taşırım o mermiyi üzerimde. Elbet patlayacağı gün gelecektir kuşkusuz.
Hamle günlüklerimiz heyecan verici geçiyordu. Cihan ile her gün saatlerce Doğan’ı ve üstlendiğimiz sorumluluk hakkında konuşuyorduk. “Devrem, biz Doğan’la ayrılmaya alışkın değiliz. Kardeşimi bekletmeyeceğim” dediğini iyi hatırlıyorum. İçimi acıtmıştı bu cümleleri.Cihan intikam ile dolmuştu. Aylar sonra cepheden döndük. Cihan, yola düştü İdil, Zahide ve Cömert ile birlikte. Günler sonra Doğan’a ulaştığı haberini verdi Komutanımız Mehmet yoldaş.
Sicillerimizi verdiğimiz günü anımsadım o zaman. Fotoğraflarımız çekilecekti. Saçımı düzeltiyordum. Doğan “boşver İmera, düzeltme, hiç ihtiyaç olmayacakmış gibi çekilelim” demişti. Fotoğraflarına bakıyorum, en güzel gülüşleri dona kalmış yüzlerinde. Hatıralarımız yüreğime hüzün ve güç oluyor yoldaşlarım.
Doğan’ın, Rasih yoldaşın anma töreninde okuduğu şiirin mısraları geliyor hatırıma tamda bu anda. “seni anlatabilsem seni.” Aslında bütün cümlelerim Doğan’ın saflığına, çalışkanlığına, Cihan’ın delidolu, coşkulu hallerine çıkacak. Cihan ve Doğan devremizi zafer devresine dönüştürdüler. Özgürlük gücü olduklarını somutladılar direnişlerinde.
Doğan ve Cihan’ı büyük bir özlemle, sevgiyle, saygıyla anıyorum. Siz öğrettiniz devrem, yaşamak ne ölmek ne!
Cihan’ın, sözlerini bir türlü ezberleyemediği, yanlış söylemekten vazgeçmediği, vasiyet olarak bıraktığı şarkının sözleriyle, devrem Doğan’ın ölümsüzlüğünün yıl dönümünde tüm yoldaşlarımı hasretle anıyorum.


“Sıcak saklayın gecelerimi
Karlar altından çıkıp geleceğim
Düşlerinizin ateşinden
Ilık bir rüzgar gibi eseceğim
Can canım canlarım hazır mı koynunuzda yerim
Gün olur gecikmiş çocuk gibi
Bağıra çağıra koşar gelirim. “

Yazı, Komün Gücü sitesinden alınmıştır. Siteye erişmek için: https://www.komungucu1.org/?p=2249

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*