KOMÜN KİŞİLİĞİ VE ARINMA – Bekir Yaman

“…Parti savaşımları, bir partiye güç ve canlılık kazandırır; bir partinin zayıflığının en iyi kanıtı, dağınıklık ve açık seçik sınırların bulanıklaşmasıdır. Bir parti kendisini arındırarak güçlenir…” (Laselle’in Marx’a mektubundan)

Ne Yapmalı’nın ilk sayfası bizi bu alıntıyla karşılar. Güçlenmek için Arınma. Hiç kuşkusuz “arınma” bir yanı ile programatik görüşlerde ve stratejide netliği ifade eder, diğer yanı ile de oluşturduğu kişilik, tarz ve kültürü kapsar. Her ideoloji ve onun politik kuvveti olan parti yeni bir felsefe, yeni bir üslup, yeni bir insan yaratmak zorundadır. Özelde Devrimci Parti ise kadrolarını sistem hastalıklarından “arındırarak” yaratır. Gerçek özgür insanı inşa eder. Diyalektiğin doğa ve toplum yasaları, tek tek her birey için de işler. “Zıtların Birliği”. Her devrimci bireyde zıtlıklar bir arada bulunur. Zihinde, yürekte karşıtların savaşımı her an sürer. Olmuş bitmiş değil, dinamik işleyen bir süreçtir. Bireycilikle kolektivizm, kariyerizmle mütevazılık, karamsarlıkla umut, tembellikle çalışkanlık, bencillikle fedakârlık, korkuyla cesaret, ihanetle kahramanlık, eski ile yeninin kavramları her saniye çatışır. Yeninin eski toplumun bağrından doğması gibi, devrimci bireyin zihninde, üslubunda eski ile yeni olanın kavgası sürer. Sınıflı toplumların yarattığı hastalıklı bireyin kalıntıları ile devrimci komün kişiliği tek bedenin, en küçük hücrelerinde dahi uzlaşmaz biçimde çatışır. Toplumların tarihini belirleyen uzlaşmaz sınıf mücadelesi, mikro düzeyde devrimci bireyin zihninde gerçekleşir. “Uzlaşmazlık” belirleyendir. Bir devrimci, sistem kişiliği ile devrimci komün kişiliğini bir arada taşıyamaz, bu zıtlığı uzlaştıramaz. Uzlaştırdığını düşündüğü an ya da bir arada yaşatılmasına hoşgörülü yaklaştığı an, bin bir bedelle yaratılan değerlerin tahrif edildiği, onun duruma göre giyilen bir kostüme dönüştüğü andır. Bu kostüm skalasında her çeşit kumaştan gömlek bulunur, liberal ipekten, teslimiyet naylonuna kadar. Devrimci komün kişiliği kendi sınıf savaşımını her an yeniden, yeniden üreten kişiliktir, kostümsel yaklaşımı reddeder. Devrimci arınmasını, manastırlara kapanarak, hayatın gerçekliğinden koparak değil, sistemin içinde, sisteme karşı militan mücadelenin suyunda yıkanarak gerçekleştirir. Devrimci arınma mücadelesi, kişilere yöneltilen bir mücadele değil, tek tek kişilikleri yükseltme mücadelesidir. Kazanma esastır. Bu, kişilerle değil kişiliklerle mücadele sorunudur. Kazanılan her birey sistemin kaybı, kaybedilen her birey sistemin kazanımıdır. Sistem tıpkı bir tümör gibi zihne sirayet eder. Onun tedavisi, doğru teşhisle mümkündür. Çeşitli dışavurum türleri vardır. Bazı bedenlerde varlığını gizler, her şey olağan ve süreğen işler. Ani kriz ve sıkışmışlık hallerinde açığa çıkar, zihni savurur, bedeni çürütür. Kişiyi tanınmaz hale getirir, hızla yayılır ve düşürür. Bu tarzda arınma, sürekli eğitim ve kişinin kendi gerçekliği ile sürekli mücadelesiyle mümkündür. Kazanma yaklaşımı temeldir. Çünkü bu kişilik “açık kişiliktir”. Kendini devrimci komün kişiliğine açmış, ancak zihinsel sınıf savaşımında netleşememiştir. Açık kişilikler saksıda yetişmez, pratik ve deneyimlere ihtiyaç duyar. Mücadelesi tarlalarda biçim almalıdır. Bir diğeri düşkün “kapalı kişiliktir”. Zihni sınıf savaşımında yenik düşmüştür, bedeni ise zinde ve saflarda görünür. Hastalık gizli ve sinsi yayılır. Onun olduğu yerde kolektif vücut sürekli halsiz ve hastadır. Dışavurumu, doğru teşhis için yanıltıcıdır. Adım adım tarlayı kurutur, buğdayı verimsiz kılar. Burada mücadele keskin olmalıdır. Diğer tür gibi kazanma değil, temizleme ve ortadan kaldırma hedeftir. Tarladaki ayrık otları titizlikle köklerinden koparılmalıdır. “Bizim görevimiz” der Lenin; “Yaban otuna karşı savaşımdır. Saksıda buğday yetiştirmek bizim işimiz değildir. Yaban otlarını yolarak tarlayı buğdaya hazırlarız.”

Açık kişiliklerde boy veren bir dizi sistem hastalıklarını kısa başlıklar altında irdeleyeceğiz. Bu tespitler, şaşmaz bir kalıp gibi ele alınmamalı, genel perspektifi kavranmalı ve okuyucu tarafından zenginleştirilerek, çözüm modelleri geliştirilmelidir.

I. Araf: Saflarda yer almasına rağmen, zihinsel netliğini sağlayamamıştır. Günlük pratik ve güncel olanın peşinden sürüklenir. Komün Gücüne yoğunlaşmamış, felsefi materyalizmin özüne inmemiş, hedefler ve strateji konusunda bulanık bir bakışa sahiptir. Güncel haber ve olayların etkisinde tutum alır. Sosyal medya tarzı diline, zihnine egemendir. Fikirleri değil olayları ve kişileri konuşur. Derinlikli değil, yüzeysel yaklaşıma sahiptir. İsa’nın tohum örneğine benzer: “Kayaya düşmüş tohum çabuk filizlenir, ancak kök tutamaz, bu nedenle çabuk solar.” Bu da onu aceleci kılar. Önce toplumun neden hala ayaklanmadığından şikayet eder. Sonra bu toplumun bir şey yapamayacağına kanaat getirir ve kendi emeğini kutsayarak safları terk-i diyar eyler. Diline pelesenk ettiği, üç-beş pratiği dünyayı kurtarmak için gösterdiği çabanın nişanesidir. Kendi gerçekliğini sorgulamadan, toplum gerçeğini sorgular. Teorisi de, pratiği de yüzeyseldir. “Nicel birikim, nitel sıçrama” ezberlenmiş bir kitap cümlesidir. Ne toplumlar tarihini bilir, ne devrimci alt-üst oluş yasalarını. Bir ayağı devrimci saflarda, diğer ayağı sistem içi pozisyon tutma arayışındadır. Eleştirdiği sistem yaşamına gizli bir aşk besler. Lümpen yaşama özlem duyar. Kendine yöneltilen eleştirileri boşa çıkarmada mahirdir. “Ne var ki bunda, bizde insanız” savunusu dahi insanlaşma ile sistemin düşkünlüğünü ayırt edemediğinin terazisidir. Araf kişiliği, liberalizmin yuvalanmasına müsait kişiliktir. Zihnin karmaşası diline, üslubuna yansır. Eril, arabesk ya da popüler kültür taşıyıcısıdır. Girdiği ortamlarda kalıcı devrimci izler bırakamaz. Tekrarcıdır, yeni heyecanlar uyandıramaz. Bir devrimci bulunduğu yerde etrafı aydınlatan ışık gibidir. Oysa Araf etrafı ile az, kendisi ile çok ilgilenir. Etkileyici değildir. Az düşünür, çok konuşur. Bir hareketin ana damarları buna bağışıklık kazanmamış ise bu kişilik, bu haliyle bile kendine önemli pozisyonlar edinir, siyasete ve yönelimlere yol verir. Bir hareketin ara-ana kademelerinde bu kişiliğin çok yer alması, o hareketi de arafta bırakır; sistem içinde, sistem dışıcılık oynar. Bu en yaygın kişilik biçimidir. Kazanmaya açıktır. Bu kişilikle esaslı mücadele için hareket okul olmalıdır. İlk evreden, son evreye kadar sürekli eğitim yapıları oluşturulmalıdır. İdeolojik yoğunlaşma, mücadele öyküleri, dünya ve insanlık tarihi, kendi gerçeği ile yüzleşme, devrimci yaşam-devrimci pratik ve yoldaşlığın maneviyatı, devrimci komün kişiliğine yönelimde etkilidir. Hoşgörüsel yaklaşım hastalığın üretimine ortak olmaktır. Bu kişiliğin sistem koşullarından, her ne sebeple olursa olsun devrimci yaşama bir adım atmış olması, arafta bırakılmayacak kadar ilgiyi hak ettiğinin göstergesidir. Eli sıkıca kavranmalı, diğer ayağı ile sıçramasına zemin olunmalıdır.

II. Sabit (Memur): Harekete açık, kendinde değişime direnç gösteren kişiliktir. Yabancılaşma en çok burada yer edinir. Sistemin statükoculuğu, kendine ve amaçlara yabancılaşma olarak ortaya çıkar. Bütünden kopuktur. Teori ile ihtiyacı olan, günlük gereksinimleri kadar ilgilidir, yeterlicidir. Ya da çok ilgilidir ancak Marx’ı mealen ifadesi ile değişime hizmet için değil anlamak için bilir. Bir ölçüye kadar disiplinlidir. Görevini biçimsel olarak aksatmadan yerine getirir. Ancak muhakeme yapmaz, amaca hizmet boyutu, olanakları değerlendirme, yöntem değişiklikleri ilgi alanına girmez. İşin yapılıyor oluşu kâfidir. Ruhtan yoksundur. Üretim bandındaki bir işçi gibi, makinenin bir parçası gibi davranır. Emekçi nitelikler taşır. Ritmin düşmesine ayak direr. Bugün yaptığı faaliyeti, dünün tekrarı gibi yeniden yapar. Yaratıcıktan yoksun, tekrarcı karaktere sahiptir. Az düşünür az konuşur. Kendini parti hamalı, pratikçi olarak niteler. İlk bakışta bu nitelikler olumlanabilir. Ancak gerçeklik böyle değildir. Bu nitelemenin ardında gelişim ve değişimin reddediciliği yatar. “Beni böyle kabul edin”in yumuşatılmış telaffuzudur. Bir adım sonrası, “toplumu böyle kabul edelime” ulaşır. Devrimci dönüşüm amaçsızlaşır. Bu kişiliklerin çoğaldığı yerde nesneleşme sahnedeki yerini alır. Devrimci taktik bir öncekinin eksiksiz yeniden yapılmasına indirgenir. “Ne uzar, ne kısalır” cümlesi tam olarak bu kişiliği tarif eder. Sabit kişilik zararsız görünebilir, ancak kaderine terk edildiğinde içte çürütücüdür. İleri atılmadığı için sabittir, değişen koşullarda sabit olan önce geriler, sonra yenilir. Bu kişiliğe yaklaşımda kazanma esastır. Devrimci komün kişiliğine açık kişiliktir. Rotasyonlar, yaratıcı dinamik biçimlerle buluşturma, mücadelenin çok yönlü alanına temas, eylemin tarifi imkânsız geliştiriciliği, nitel sıçramanın referans noktaları haline gelebilir.

III. Şabloncu: Tarz ve üslupta, kişi kültürüne bağımlı, özgünleşemeyen kişiliktir. Abici ya da ablacıdır. Mücadelede örnek aldığı kişiye göre şekillenir. Örnek alınan çalışkan ve militansa, o niteliği öne çıkarır. Teorik birikimle biliniyorsa, kendinin de bu özellikle anılmasını ister. Kaba göre şekil alır. Tutum alışları dahi, örnek alınana bağlıdır. Örnek alınan ruhu ve tarzı ile bütündür, örnek alan ruhtan arınmış olan tarzı kopyalar, kaba bir karikatür olur. Bu kişilik faaliyet alanlarında “şeyhin el verdiği mürit” görüntüsü vermekten hoşnut olur. Devrimci duygusu kısıtlıdır. Yaptığı işlerde başarı kıstası örnek alınandan alınan takdirdir. Bu nedenle işlerinde mütevazılık değil, gösteriş esastır. Tarzdaki şablonculuk, teorik yanına da yansır. Kaba bir tekrarcı, mekanik kitap aktarıcısıdır. Kariyerizm en çok bu kişilikte boy verir. Kendini önemser. Hiyerarşik temelli tarz farklılığı oluşur. Örnek alınanın mevcut olduğu durumlarda sıfır inisiyatiflidir. Alanda örnek alınan yok ise hiyerarşik ilişkiyi kurar, piramidin üstüne kendini koyarak, ortak tahammülleri yıpratacak kadar inisiyatif kullanır. Kolektif çalışma uygulamaktan imtina eder. Sorumlu olduğu alanda özgün kişilikler yaşama fırsatı bulamaz Kriter kendi ölçüleridir. Benzediği için kendisine de benzenilmesini ister. Doğru ele alınışla devrimci komün kişiliğine açık kişiliktir. Eşitler arası kolektif çalışmalarda yer verilmelidir. Tek sorumluluk kişiliğin kendini yeniden ürettiği alanlar olur. Kurallı zeminlerde toplu, yoldaşça eleştirilere tabi tutulmalıdır.

Egoizm, kariyerizm, taklitçilik gerçeği ile yüzleştirilmelidir. Popüler olan değil, tarihsel olan esastır. En gerçek örneklerimizin, isimsiz sıra neferleri, ölümsüzler olduğu kavranmalıdır.

IV. Teslimiyetçi: Açıktan kapalıya geçiş kişiliğidir. Kazanma ile kaybetme sınırının dengesi çok hassastır. Kişiliğin günlük akış içerisinde çok olumlanan davranışları olabilir. Üst düzey bilgi birikimle de kendi donatmış olabilir. Bu kişilikteki esas sorun az ya da çok bilme, az deneyim, az ya da çok pratik değildir. Zor karşısında aldığı tutumla açığa çıkan kişiliktir. Mücadelenin iç sorunları karşısında yılgınlık belirtileri gösterir. Şikayetçi bir karakterdir. Hedefin gerçekleştirilebileceğine dair gizli şüpheler taşır. Var olduğu zeminin potansiyel ve mevcut gücüne inançsızdır. Mücadelenin barışçıl dönemlerinde kendini sürdüren kişilik, sert ve zorlu dönemlerde birbirinden farklı gerekçeler yaratır. Bu tarz bazen kendi gerçekliğini gizlemek adına, gerekçelerine taraftar toplayarak tasfiyeci bir nitelik de taşır. Bazen de inançsızlığını açıkça ortaya koyarak sistemin denizlerine yelken açar. Sistemde de var olma beklentisi tükenmemiştir. Kendinin dahi hissetmediği ya da açığa çıkmaması için yüzleşmediği teslimiyet eğilimi, sistemin zor aygıtları önünde çıkagelir. Kendine ve kolektif güce zerre kadar dahi olsa güvensizlik, sistemin güç gösterisinin etki alanına girmesine yeterlidir. “Mamuş-Uli’nin” deyimi ile sahne artık “general korkunundur”. Sistemin haklılığına değil, gücüne teslim olur. Güç tapınmasıdır, bu nedenle kendi kolektifine karşı güvensizliği de ideolojisinden değil güçsüzlüğünden gelir. Bir hareketin hedeflerindeki belirsizlik, sıcak mücadeleden sakınıyor olması, döngüsel tekrarcı yaklaşımı bu kişilikleri besler. Hareket, hem barışçıl, hem zorlu dönemlerde sınanmadıkça, kişilikler de sınanmaz. Sınanmayan kişiliklerin taşıyacağı sorumlulukların sınırları net olmalıdır. Yılgınlık eğilimi bilindiği halde kapasite fazlası verilen yükler kişinin hızla çökmesine neden olur. Bu kişilikler bir hareketle tümüyle yok edilemez. Esas olan harekete zarar veremeyecek ve belirleyen kurullara ulaştırmamaktır. Yılgınlık eğilimli kişilere güçten önce güçsüzlüğün, başarıdan önce defalarca başarısızlığın geldiği, zaferlere zor koşullardan varıldığı kavratılmalıdır. İnsan iradesinin nasıl oluştuğu, neyle çelikleştiği, örgütlüğün büyük gücü öğretilmeli ve kendi çelişkileriyle yüzleştirilerek sınanmalıdır. Çelişkilerle yüzleşme en büyük sınavdır.

Teslimiyeti sistemin zor aygıtı karşısında yaşayanları ise geri kazanmak çok zordur. Kişiliğin kendisini kolektife tüm yönleriyle açmasına dahi şüpheci yaklaşılmalıdır. Uzunca dönem gözlem altında tutulmalı, ardından sınırlı kolektif adımlar atılmalıdır. Hastalığı açıkça teşhis edilmeli, adı konmalı, kaybettiği onura kavuşması için kendi çabasının yol gösterici olacağı belirtilmelidir. Teslimiyete dönüşmüş ve buna rağmen kapalılık gösteren kişilik ise tıpkı bir ayrık otu gibi tarladan arındırılmalıdır. Mayası bozulan hamur bir daha kabaramaz.

V. Asev: Bir ihanet kişiliğidir. Bu kişiliği kazanma esaslı yaklaşım kaybettirir. Kullanılan bir karakter olduğu için, ihtiyaç ise profesyonel bir yöntemle geçici bir süre kullanılabilir. Buradaki amaç, karşıtı şaşırtma, yanlış yönlendirme ve açığa çıkarılamadığı dönem için hasar tespitinin yapılması amacını taşır. Bu karakter ismini Rus-sosyalist-devrimci organizasyonu merkezi üyesi Asev’den alır. Asev kimileri için psikolojik bir vaka, kimileri için zehir bir zekâ örneği, bizim için ise tek kelimeyle ihanetçidir. Başka hiçbir ek vasfı hakketmeyen bir ihanetçi iki biçimlidir. İyi gözlem ile kolay anlaşılır. Kişi ihanetçi olarak değil devrimci olarak katılmıştır ancak bir süre sonra teslimiyetçi kişilik belirtileri taşıyarak ihanetçiliğe düşer. Devrimcilikten ihanetçiliğe, ihanetçilikten tekrar devrimci biçime bürünmeye geçişler yaptığı dönem muazzam iç çelişkiler yaşadığı dönemdir. Bu onun önce zihnine sonra üslubuna vurur. Profesyonel değildir. Tutuktur, anlaşılmaz karmaşık davranışlar taşır. Doğru zeminde kendini kısa sürede ele verir, ya da aniden savrulup gövdeyi terk eder. Bir harekette bu kişilikler kesinlikle tespit edilir, bilinir. Kendini gizlediğini düşünenler yanılır. Bu kişiliğin teşhir olmadığını sandığı her an, onu adım adım kuşatan ağın içerisine alınıyordur. Ardından doğru zaman ve mekânda arınma gerçekleşir.

İkinci biçimi ise saflara gelişinden gidişine kadar kapsamlı bir plan dâhilindedir. Plan kontrol altında tutma ve çürütme amaçlıdır. Bu kişilik gerektiğinde risk alır, atılgandır, kritik kontrol altında yerlerde olmayı, güven vermeyi hedefler, bir hareketin potansiyel asabiyetini, işleyiş prensiplerini, çelişkilerini keşfeder. Hareketin sadece bugününde değil geleceğini kontrol altına almayı ister. Kontrol dışı olan, denetleyemediği bazı alanları ve kişileri hedef haline getirir. Bu kişileri, sistemin zor aygıtlarına teslim eder. Amaç denetim dışı alan bırakılmamasıdır. Denetlediği ve yönlendirdiği alanlarda ise sistemin bazı “derin ihtiyaçlarına” yol açmak için eylem gücü olur. Bu “başarılı eylemler” içeride Asev’e karşı güven telkin eden niteliğe dönüşür. Onu yükseltir. Asev’ler ve onun patronları bir hareketi asla topyekûn yok etmeyi amaçlamaz. Bunun mümkün olmadığını bilir. Çünkü kölelik olduğu sürece Spartaküslerin de olacağını bilir Sistem engel olamadığını, kontrol altında tutmayı tercih eder. Sistemin bu yönetimi bir hareketin büyüklüğü ya da küçüklüğü ile ilgili değil, taşıdığı potansiyel enerjisi ile ilgilidir. Asev kişiliği başka güçlere hesap verdiği için, kontrolü dışında oluşan işlere tahammül gösteremez. Soğukkanlı davranamaz. Hesap verdiği güçler için kullanışsız olmanın, onun “koruyucu melekleri” tarafından terk edileceği anlamına geldiğini bilir. Bu içgüdüsel korunma kaygısı onu ele veren hatalar zincirini başlatır. Hırs ve rekabet, tıpkı hizmet ettiği sistem gibi onun da zayıf yanıdır. Ve her canlı zayıf yanından hastalığa yakalanır. Ayrıca kolektif yönetim dışında zamanlar oluşturur kendine, herkesin ortak amaçlara hizmet diye düşündüğü, ancak kişisel ve sisteme çalıştığı zamanlarda, patronların zaaflarını taşır. Mali birikim yapar. Sistemden aldığı dışında, kolektif olanakları da kendinde toplayarak, ilelebet sürdüremeyeceğini bildiği ihanetçilik sonrası kendini koruyacağı bir hayatı garantiye almak ister. Ancak Asev’ler için garanti olan hayatları değil ihanetçilikleridir. Ve bu onursuzluğa mutlaka son verilir. Sistemin zoru karşısında çözülen ve teslimiyetçilikten ihanetçiliğe dönüşen kişilik kendi yaşamını kurtarmak için başkalarının yaşamını diyet olarak ödeyen kişidir. Devrimcilerin canını satarak kendi canını satın alır. Bu kişilik kaybettiği onuru asla geri kazanamaz.

Profesyonel amaçlar için gelen Asev’ler ise sistemin sıklıkla başvurduğu bir başka yöntemdir. Karşılığında devrimcilerin de yöntemi bellidir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*