MARKSİZM VE DİN – Okan Duman

Marksizm ve sosyalizm kimi zaman birbirlerinin yerine kullanılan iki kavramdır. Bu politik alanda olabilir, ama ucu bucağı belirsiz bir alanda yapıldığında iş içinden çıkılamaz bir hal alır. Marksizm, bilim, felsefe ve politikadan oluşan bir teori-pratik bütünüdür. Marx’ın kendi ifadesiyle sosyalizm bir akım olmakla beraber “kapitalizmden komünizme proletarya diktatörlüğü altında uzun bir geçiş sürecinin adıdır.” Aralarındaki fark açıktır. Sosyalizmin özneleri doğal olarak miras aldıkları koşullar içinde iş görürken bir yandan hiçbirinin yaptığı bir diğerine benzemez, diğer yandan kapitalizmin hegemonyası altında çalıştıkları için kimi alanlarda ne yapacakları baştan bellidir.

Sorunumuz, sosyalizm pratiği içinde dinin nasıl ele alınması gerektiği değildir. Asıl sorun kendi içinde sorunları olan Marksizm ile İslamiyet’in birbirleri karşısındaki somut durumlarıdır. Bu tarih, felsefe ve politika ile bağlantılı ve konjonktür göz önünde tutularak yürütülecek bir tartışmadır. Bu tartışmayı sosyalizm alanına çektiğimizde geçmiş ve güncel sosyalizm uygulamaları üzerinden kısır bir tartışmanın içine düşerek konjonktürden uzaklaşırız. Öte yandan ise, her sosyalizm uygulamasının kendi konjonktüründe geçerli olması nedeniyle yukarıda belirttiğim teorik tasnif yapılamaz hale gelir.

Ele aldığımız sorunun bir yanında, ülkemizde devrimciliğin gerilemiş olduğu gerçeği dururken, diğer yanda dünyada pek çok direnişin Müslümanlık etkisi altında yürütülmüş olması vardır. Bir uçta Marksizm’in içine düştüğü kriz varken, diğer yanda yıllardır kapitalizm ile uzlaşan yerleşik Müslümanlıkların, İslami referanslı silahlı direnişler karşısında içine düştüğü açmazlar yatmaktadır. Ezilenlerin elinde bayrak olması gereken Marksizm, bu niteliği sergileyememektedir. Mazlumları gözettiği iddiasındaki İslamiyet ise egemenlerin bayrağı durumundadır. Dolayısıyla ele aldığımız konu sadece politik-pratik değil aynı zamanda teoriktir.

Bilindiği gibi Marx, din dışı eleştirinin temelini oluştururken, “insanı yapan din değil, dini yapan insandır” diye başlar, edebi ve felsefi bir dil ile, dinin burjuvazi tarafından kitleleri uyutmak için kullanıldığını vurgular ve dini “ezilen insanın içli ezgisi” olarak nitelendirir. Ülkemizdeki devrimci hareketler, Marksizm’i, nasıl görüyor ve anlıyorsa, bunun yardımıyla baktığı olguları da benzer biçimde görüp anlamaktadır; ancak, din herhangi bir olgu değildir.

Net olarak belirtmek gerek ki, Marx’ın genel olarak din ile ilgili söyledikleri, bir hakikatin değişmez ifadeleri gibi ele alınamaz. Nitekim, Marx’ın din hakkındaki tüm yazını toplandığında bile, ortaya tam anlamıyla açık uçlu bir metin çıkmaktadır. Bu nedenle Marx’ın din ile ilgili anlatımı bir eleştiri değil, Almanya’da sona erdiğini söylediği böylesi bir eleştirinin toparlanmış özetidir. Marx’ın burada yaptığı şey, dinin mevcut eleştirisinin eleştirisidir.

Ülkemizdeki Marksistler, önce eleştirilmeli, diğer alanlara sonra geçilmeli derler. Oysa Marx’ın söylediklerinin anlamı açıktır ve ardından gelen din üzerine vurgusu da buna bağlı olarak ele alınmalıdır. Marx, din eleştirisinin sona ermiş olmasına rağmen sürdürülmesinden rahatsızdır. Bu yüzden Feuerbach’ın “Hristiyanlığın Özü” kitabından sonra, hala din tartışmaları yapılmasının anlamsızlığını vurgulamakta ve bir an önce başka konulara geçilmesi için çabalamaktadır. İşte bu dönemde din ile ilgili söyledikleri, artık bu konuya geri dönülmesinin ne kadar gereksiz olduğunu göstermek için Feuerbach’ın kitabını özetleyerek tartışmayı bitirme girişimidir. Çünkü Feuerbach bir yandan kendi materyalizmini ortaya koyarak Hegel’in felsefesini yıkarken diğer taraftan teolojiden arınmış bir Hristiyanlığı savunmaya çalışmakta ve böylece din tartışmalarını 28 yeniden körüklemektedir. Marx ise, Feuerbach’ın bu tutumuyla yarıda kestiği materyalizm keşfini sürdürerek teorik bir müdahaleyle tartışmaların yönünü toplum eleştirisine doğru çevirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden Marx’ın anlatımını kapitalizm koşullarında yapılan bir din eleştirisi gibi ele almak, konuyu anlamayarak Marx’ın düşüncelerini çarpıtmak anlamına gelir.

Marksizm’i tarihin belli bir döneminde ortaya çıkmış bir devrimcilik olarak algıladığımız için, olguları bu minvalde değerlendirip, buna göre politik ve pratik bir şekilleniş içine giriyoruz. Marksizm’i sadece işçi sınıfı bilimi olarak ele aldığımız için, bu dar açıyla sadece toplumun belli kesimleriyle iletişime geçebiliyoruz. Eğer bu topraklarda devrim yapmak istiyorsak, İslamiyet’e bakışımızı genel ve yüzeysel bir din tanımından öteye taşımalıyız. Unutmayalım ki, ülkemizde devrim kendi köklerinden filiz verecek.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*