MEŞALE 2.SAYI / Editörden

Bir Yolculuk Mesabesinde: Meşale

Amerikan filmlerindeki intihar mektuplarını, tersten bir şekilde suistimal ederek başlayalım: “Eğer şu anda bu satırları okuyorsanız, Meşale’nin ikinci sayısı da her şeye rağmen yayınlanabilmiş demektir…Her şeye…”

Meşale’nin ikinci sayısına geçmeden önce, birinci sayıya dair bir değerlendirme yapmanın önemli olduğunu düşünüyoruz…

MEŞALE Birinci Sayı:
Bardağın Boş ve Dolu Tarafı

İlk olarak, Meşale birinci sayıda, göze batacak nevide olan erkek egemenliğe dair “özeleştirimizi sunmalıyız”… Birinci sayının kapağında, spota çekilmiş yazılar arasında kadın tutsakların yazılarından hiçbirine yer verilmemiş olması, çok ciddi ve vahim bir erkek egemenlik göstergesidir. Her ne kadar derginin “tasarım” boyutu önemli oranda biz tutsakların ‘ötesindeyse’ de, bizim bıraktığımız ‘boşluk’un erkek egemen çizgide “doldurulmuş” olması, asli sorumluluğu bizim omuzlarımıza yüklemektedir. “Olur böyle şeyler”, “buna mı takıldınız” gibi yaklaşımları reddettiğimizi, Eylem’lerin Özge’lerin hayatın bütününü sarıp sarmalayan, tavizsiz kadın kurtuluş mücadelesini rehber edindiğimizi, bu vesileyle tekraren belirtmek isteriz.

Meşale birinci sayının biçimsel anlamda “amatörlüğü” de can sıkıcı olmuştur.Tutsaklar olarak, mizanpaj ve redaksiyon noktasındaki eksikliklere hem özeleştirel hem de –Photoshop’lu, İndesign’lı laptoplara sahip olmadığımız için (!)– eleştirel yaklaştığımızı söyleyebiliriz. “Amatör ruh” ile “baştan savmacılık” arasındaki kalın çizgiyi, hatta kategorik farkı biliyoruz ve naifçe hatırlatıyoruz…

Birinci sayıdaki diğer bir mesele, içeriğin dağınıklığı ve yüzeyselliğiydi… Sorunu aşmak için, bu sayımızda elimizden geleni yapmaya çalıştık…

Biraz da bardağın dolu tarafına bakacak olursak; Meşale ile beraber yeni, etkili ve kullanışlı bir mecra ortaya çıkabilmiştir. Hapishanelerde yaşamın olmazsa olmazı olan “üretim” hem teşvik hem de devrimci anlamda– provoke edilmiştir. Ortaya çıkarılan ürünlere, akacak yeni bir mecra açılabilmiştir. Daha da önemlisi, Meşale, alanın devrimci politizasyonuna katkı sunabilmiştir…

MEŞALE İkinci Sayıya Dair

Meşale ikinci sayıyı tüm bu değerlendirmelerimiz rehberliğinde, eksikliklerimizi tamamlayarak, hatalarımızdan dersler çıkartarak, bu hataları tekrarlamama noktasında irade koyarak oluşturmaya çalıştık…

Hapishaneler, güncel politik atmosferin yansımalarının, – hemen hemen– doğrudan açığa çıktığı mekanlardır.Dolayısıyla, hapishanelerdeki tutsakların ürünlerinden müteşekkil olan Meşale’nin satırları, teori-politik bağlamda Gramsci’ce, manevi-duygusal bağlamda da Varidat’taki Bedreddin’ce okunmalıdır.Gramsci’nin teorik labirentlerini, Bedreddin’in yazamadığını hissettiren tarzını, sayfalar arasındaki yolculukta akıldan çıkartmamak gerekir…

Devrimci Politika, Zor ve İdeoloji

Mücadelenin hem güncel hem de uzun erimli ihtiyaçları arasında “teori-pratik alanın tahkimi ve devrimci yeniden-üretimi” meselesinin yakıcı olduğunu düşünmekteyiz. Bu minvalde ortaya konan yazılar ile statükoculuğa, statükoculuğun tıkadığı gözeneklere komünar ruhla taarruz etmek amaçlanmaktadır. Meşale ikinci sayı statükocu surlara çarpan ne ilk ne de son dalga olacaktır; ta ki statükocu surlar yerle yeksan olana, devrimci mücadelenin önündeki engeller yıkılana dek…

Dev-Lis’in 50. Yılı

1969’dan 2019’a… 50 yıllık bir çınar… Geri adım atmamanın, pes etmemenin,kavganın, coşkunun ve bedellerin tarihi… Bu sayıda “Devrimci Liseliler Dev-Lis’in 50. Yılı şan olsun!” diye haykırmak için, giriş mahiyetinde yazılara yer verdik. Tarihe not düşen, deneyim aktarımı sağlamasını umut ettiğimiz yazılar ile açtığımız Dev-Lis başlığı, takip eden sayılarda derinleştirilerek devam ettirilecektir. Yani, “Bu Daha Başlangıç”tır…

2014 yılında, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapılan Dev-Lis şenliğinde “Dev-Lis bir ruhtur” demişti Ulaş Bayraktaroğlu… Bir kez Dev-Lis’li olan o “ruh”tan kopamaz, kopmak da istemezzaten… Bu sayıda adım attığımız mecra ile, dünden bugüne yaşayan o“ruh”un takipçileri olarak, hem deneyim aktarımını kesintisizleştirmeye çalışacağız, hem de “yarın”a bakmaya, ufku genişletmeyeçabalayacağız… Malum, hapishaneler Dev-Lis akademisinde okuyan veya bir türlü mezun olamamış (olmak istemeyen…) eski-yeni Dev-Lis’lilerle doludur…

Sıtkı Sıyrılanlar Kulübü

Sıtkı Sıyrılanlar Kulübü’nü “anlatmak”tan ziyade “yaşamak” gerekiyor… Kimi arkadaşlar bu bölümü “tutsakların WhatsApp grubu”na, “zindan Twitter”ına benzetiyor. Her tür yorum ve benzetmeye açıktır…

Politik, güncel, gündelik, sıradan “şeylerin” , soğukluk ve somurtkanlıktan uzak bir şekilde ortaya serilmesinden ibarettir aslında bu bölüm… Ciddiyeti kendinden menkul olan -ya da olmayan- konulara yada “şeylere” dair eleştiri ve değerlendirmelerin yer aldığı Sıtkı Sıyrılanlar Kulübü, henüz başlangıç safhasındadır… İleride ne olacağını, nereye varacağını, hangi şekle bürüneceğini hep beraber göreceğiz…

Son Yerine

Hapishanelerde Bobby Sands’ler bitmez!İçinden geçtiğimiz süreçte de takvim yaprakları umutla sayılıyor… “Yarım Kalmış Bir Şarkı” kitabına atıfla, şarkının yarım kalmayacağına olan inancımız ve bu noktada ortaya koyduğumuz direncimiz tamdır. Umuda ve adalete olan açlığımız,mevsimlerin özgürlüğe varacağının/vardırılacağının teminatıdır…

Umut ve dirençle…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*