PEPUK KUŞU – Şafak Kılagöz

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde. Develerin tellak pirelerin berber olduğu han içinde. Uçsuz bucaksız gibi görünen, dağların göğe lalelerin yere selam durduğu, yüce Munzur dağlarının eteklerinde bir köy varmış. Köy dediysem ben diyeyim dört siz bilin beş ev varmış. Bu evlerde de, o sert ve hırçın doğanın nimetleriyle beslenmek ve yaşamak gayretinde olan yoksul bir aile varmış. Köyün arkası dağ, önü bayırmış. Sağı sel, solu çığmış, Dağı çok, düzü azmış. Kışı uzun, yazı kısaymış. Bundan dolayıdır ki insanlar hep açlık çekermiş. Bahar gelince, dağlarında binbir çiçekler açarmış; lakin çiçekler meyveye durup olgunlaşıncaya kadarda açlık sürermiş.

Meselemiz yüce dağların arasında kalan dört-beş ev olan köyde geçiyor. Dedik ya köyümüzün yanı kısa, kışı uzundu diye, işte bu uzun kışlardan birinin sonunda bahar gelmiş gelmesine fakat ambarlarda ne un kalmış, ne de bulgur. Elinde bir tas unu kalanlarda zor günlere saklarmış. Durum böyle olunca da insanlarda karınlarını doyurmak için kırlardan topladıkları kengerleri kavurup, yemekten başka çareleri kalmazmış.

Bu köyde iki kardeş varmış. Biri kız, diğeri erkekmiş. Yaşları denir ki; Kız olanın on iki erkek olanın on üç imiş. Annelerinin gözü az gördüğünden evin bütün işlerini, güçleri yettiğince kardeşler yaparmış. Gün boyu yiyecek bulmak için oradan oraya koştururlarmış. Akşama eve yorgun gelen kardeşlere anneleri masal anlatırmış. Anlatılan masalları mutluluk ile bitiren anne birgün sonunda hep ‘Onlar ermiş muratlarına, gitmişler kendilerine siz kalmışsınız bana’ dermiş. Böyle bir gecenin sonunda annesi çocuklarına ‘Bahar geldi, yarın kırlarda kenger toplayıp getirin, pişirip yiyelim karnımız doysun’ demiş. Kız kardeş ellerinde bir tane telis olduğunu onunda yırtık olduğunu söylemiş, Annesi ‘Hadi siz uyuyun ben telisin yerini dikerim’ demiş. Çocuklar uyumuş. Gözleri zar zor seçen anne telisi eline almış, çuvaldıza taktığı iple dikmeye başlamış. İşini bitirince de, toplayıp kenara koymuş.

Kardeşler sabah erkenden kalkmış, bir kör bıçak ile kırık uçlu kazmayı alıp, kırlara koşmuşlar. Erkek kardeş bulduğu kengerlerin çevresini kazıp, kör bıçak ile keserek telise atarmış. Kız kardeş ise telisi tutarmış. Ama karınları da çok açmış. Bir ara durup, Topladıkları kengerlerden birini kardeş payı yaparak yemişler. Karınları doyunca da çalışmaya başlamışlar. Sonra da kenger toplamaya devam etmişler.

Akşam olmuş eve dönme vakti gelip çatmış. Erkek kardeş yolda kengerleri toplayıp koydukları telisi açıp bakınca şaşırıp kalmışlar. Çünkü sabahtan beri, kenger toplamakta oldukları halde telisin içi nerdeyse bomboş imiş. Kardeşlerden erkek olanı kızgınlıkla atılmış hemen ‘ben o kadar çalıştım kenger topladım sen ise hepsini yemişsin, şimdi biz bu telis ile nasıl döneceğiz eve! Ne diyeceğiz anneye’ Kız kardeş, yeminler etmiş ‘öğlen kardeş payı yaptığımız kengerlerden başka yemedim ben’ demiş. Ama erkek kardeş inanmamış ona ‘hayır sen yedin’ demiş de başka bir şey dememiş. Erkek kardeşin kafasında anasına yiyeceklere ne olduğunu nasıl anlatacağından başka bir şey yokmuş. Aç kalmalarının sorumluluğunu cabası. Kız, kardeşinin bir türlü kendisine inanmayışına çok üzülmüş. Kardeşine, Kendisine inanması için ne dese ne yapsa bilememiş. Neden sonra ‘Kardeşim’ demiş ‘Ne kadar yeminler ettim, diller döktüm ama sen bana inanmıyorsun. Madem inanmıyorsun karnımı aç da mideme bak benim’…

Bunun üzerine erkek kardeş hiç düşünmeden yanındaki kör bıçağa davranmış. Kardeşinin karnını yarıp, midesine bakmış. Ve kardeşinin midesinde, birlikte yedikleri bir lokma kengerden başka hiçbir şey olmadığını görmüş. Kardeşinin cansız, kanlar içindeki bedeninin yanındaki telisin altının delik olduğunu, annesinin ise yanlış yeri diktiğini o zaman fark etmiş. Ama artık çok geçmiş…

Ağlamaya başlamış kardeş ‘ben ne yaptım’ demiş. Kimselerin o zamana değin bilmediği yürek parçalayan bir ağıt yakmış, kardeşine. Ama kardeş acısıdır bu nasıl dindirilebilir. Ayağa kalkmış ellerini iki yana açmış “Allah’ım” demiş ‘Beni bir kuş haline getir ama öyle bir kuş haline getir ki dünya var oldukça ben kardeşime ağıt yakayım, ağlayayım.’

Ve kardeş bir kuş haline gelmiş o anda; Bir pepuk kuşu…

O gündür, bu gündür. Dersim’de de gece gündüz demeden ağlaşır pepuk kuşu…

Acısını, feryadını öter. Acısını, ağıdını, günahını bütün dünya duysun ister.

Bunun için yaşar. Bilenler bilir, pepuk kuşu şöyle der öterken;

Pepo keko

Kim öldürdü, Sen öldürdün

Kim yıkadı, Ben yıkadım

Kim kaldırdı, Ben kaldırdım.

Şafak Kılagöz

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*