SERÜVENCİLERE NOTLAR (8): GÖMÜN BENİ ÇUKURA

Çukur oldukça sarsıcı bir başlangıç yaptı… Kısmen halkçı denebilecek “Koçovalı Monarşisi”, bir çeşit göçebe-barbar çıkınıyla çökmüş vaziyette… Dar ve biçimsiz ara sokaklar, gece devriyelerindeki kuzuların postal sesleriyle yankılanıyor… Suriye’deki savaşın absürt bir yansıması olarak pikap tepelerinde dolaşan ve giydikleri tek tip pantolon gömlek kreasyonuyla Mussolini’nin “kara gömleklilerini” anımsatan Kara Kuzular, Çukur’da tam bir istibdat-denetim düzeni kurmuşlar… Diğer taraftan, kuzular Çukur’da iktidarlaştıkça, göçebe-barbar geçmişlerinden gelen, kardeşlik retoriğine dayanan nispi eşitlikçi yönleri erozyona uğramaya başlamış ve bir iki sahneden anlayabildiğimiz kadarıyla ciddi bir yozlaşma baş göstermiş… Sadece ilk bölümden ibaret olan bu izlenimler, Çukur’daki yeni düzenin zamanın ruhuna uygunluğunu anımsatıyor, “yabancı değilim ben buna” dedirtiyor insana…

 

Koçovalılar Çukur’u nasıl geri alacaklar? Cumali daha kaç kişiyi mıhlayacak? Geceleri kuzuları avlayan, Hurufiler gibi ölülerin üzerine harflerden ibaret notlar bırakan şehir gerillası kimdir? Meke ne zaman tekrardan taş kafa olacak? Celasun nerede? Tüm bu soruların cevabını reytinge endeksli götürülen dizinin ilerleyen bölümlerinde göreceğiz…

 

Yüksek ihtimalle, Kara Kuzulara karşı mayalanacak başkaldırıda Çukur’un meşhur sembolüne çok iş düşecektir. O kadar meşhur ki, artık zindandaki adliler bile “görmedim duymadım bilmiyorum” anlamına gelen üç noktalı dövmeler yerine Çukur’un sembolünü işliyorlar bileklerine…

Muhtemelen direniş boy verdikçe, Çukur’un üç noktalı sembolü, sokaklarda tekrardan görünür olmaya başlayacak ve Kara Kuzular bunları silmekten bitap düşecekler… Mahalleli bu sembolü dövme olarak tekrardan yaptıracak ya da hali hazırda var olan dövmelerini saklamadan dolaşmaya başlayacak… Ve belki de… V for Vendetta filminde maskeli kızın yazılama yaparken vurulması gibi, çukur dövmeli bir genç kuzularca katledilecek ve birikmiş öfkeyi parlatacak isyan kıvılcımı çakılacak…

 

Derdim Çukur’un ilerleyen senaryosunu tahmin etmek değil elbette, bu iş için yeterince beceri sahibi olduğumu iddia edemem, ki Ahmet Ümit romanlarında bile katili hep yanlış tahmin ederim… Şu sembol meselesine dikkat çekmek istiyorum. Sembolün umudu çağrıştırması… Ve sembolün, Suphi Nejat’ın deyimiyle “gizin”, “sırrın” örgütleyici-çekici gücü… Bu tarz bir çağrıya ve gücün örgütlenmesine ihtiyaç var…

 

Duvara çizilmiş bir sembol, yazılmış bir şiar, özellikle baskı dönemlerinde “olduğundan fazla şey” ifade eder. Denetim-baskı mekanizmasının “delindiğini”, “delinebilir olduğunu”, “birilerinin var olduğunu” yani umudun ve direnişin var olduğunu… Bu, Açlık Oyunları’nda Alaycı Kuş’tur, V for Vendetta’da V maskesi ve yazılmasıdır… Bugünkü kapkara kuzuların hükümranlığına karşı, başta gençlik zemininde bir dalga yaratmak gerekiyor. Buna dair kafa yormak önemli…

 

Kuşkusuz, semboller bütünlüklü bir mücadelenin varlığında anlam kazanabilirler. Gerçek hayat elbette ki filmlerden farklıdır. Bununla beraber, bütünlüklü mücadelenin hem parçası hem de ateşleyicisi olabilecek bu tarz bir dalgaya oynamak, bugün için hem mümkündür hem de yeni bir mecranın kapısını açarak örgütlenmeye hizmet edebilecek potansiyele sahiptir. Küçük niceliklerin enerjik, planlı, yaygın bir tarzda seferber edildiği, teknik imkânlardan internet vb. azami düzeyde yararlanıldığı bir çalışma, gençlik zemininde birikmiş olan memnuniyetsizliğe temas edip, onu örgütleyebilecek bir kanal işlevi görebilir.

 

Velhasıl… Sesli düşünüyoruz, düşünmeliyiz… Eskiyi içererek aşan yeniyi aramalı, denemekten çekinmemeli; başarılı ya da başarısız her eylemi deneyim hanesine kaydedebilmek için her girişimin hakkını vermeliyiz. Belki biraz Dövüş Kulübü okumalıyız… Belki biraz, sistemin çarklarına çomak sokan anarşist pratiklere göz atmalıyız… Latin Amerika’daki, Avrupa’daki yaratıcı, devrimci, yapı-bozucu nitelikteki eyleyişleri araştırmalıyız belki…

 

Gerisi hayat…

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*