SESSİZLİK – Şafak Kılagöz

SESSİZLİK

 

Bir elinde kese kâğıdı içinde dört poğaça diğer elinde birer çay içebilecek kadar bozukluk. Sabah evden dışarı çıktığımda, Görkem’i daha uykudan yeni uyandırmışken gördüm onu belli ki bayağıdır bekliyor, kaldırımda. Sırtını demir elektrik direğine yaslamış uyukluyor. Benim binadan çıkışımı da yanına yaklaşımımı da farketmedi. -Çabam sessizce yanaşmak değildi, zaten sabahları histerikli bir sessizlik olmaz mı?- Uyuklayışının ve bile güzel göründüğü yoldaşımın sabahın bu saatinde sokakta uyuklamasına sebep olan durumu anlamaktı.

Omuzuna dokundum, hemen irkildi, elindeki bozuklukları yere saçıldı anca birer çay içebilecek kadar; gözleri yaşarmış, kan kızılı belli ki gece hiç uyumamış belki de uyuyacak bir eve gitmemiştir. Ben bu düşünceleri aklımdan geçirirken o asfalta saçılmış paraları toplamış, ceplerinin delik olup olmadığını kontrol ettikten sonra da paraları oraya koymuştu.

Kol kola girip yürümeye başladık nereye gideceğimizi konuşmadan, o kafasındakilerden bende gözlerinde gördüğüm uykusuzluktan olsa gerek günaydın bile dememiştik birbirimize.

Omuz omuza kahveye girip ısmarladık çaylarımızı. Karşılıklı oturup poğaçaları yiyip, çayları içtikten sonra konuşacakmışız gibi sözleştik sessizce…

Çayından ilk yudumu aldığında, gecenin soğukluğunu ve sabahın çillerini üzerinden atarcasına ısınmıştı yanakları… yavaş yavaş yedik poğaçalarımızı çayımızın son yudumlarını sigaraya saklamıştık birer çay içimlik parayla yapılan kahvaltı ve sigaraya ayrılan yudumlar vardı masamızda. Son yudumları alıp söndürdük sigaralarımızı içimizdeki ateşi daha da harlayarak.

Hissetmiştim masada, bu bir gidiş sessizliği… hep böyle oldu sessizlik adı konmamış bir dil olmuştur; bende, öyle çok şey anlatmak için susulmazdı bizde sadece gidişlerin suskunluğu olurdu. Belli etmeden vedalaşılınırdı. Göğsünün her santiminde fırtınalar kopararak.

Ben veda etmenin zorluğundan konuşmadım, oda sessizliğin anlamına sığınarak konuşmadı. Çayların parasını ödeyerek çıktık yola… Sokakları geçerken canlandı anılar bende…

Afiş yaparken birbirimizin üstünü kostiklememiz… Gazete dağıtımında yorulup oturduğumuz köşe… Geceleri duvarlarını süslediğimiz sokaklar… Evdekilere küsüp sabahladığımız parklar… Her yanı bir anı olan sokaklar…

Saatine kaçamak bakışından anladım zamanın dolduğunu. Niye, neden gideceğini hiç konuşmadık. Çünkü gitmedin de kalmanın da sebeplerini her zaman tartıştık, tek sigaramızı paylaşırken, son demi süzerken bardağımıza…

Sıkıca sarılıp, uzunca gözlerimize bakarak ayrıldık. Biliyorum arkanı dönüp bakmadın ama bir yanın yanımdaydı. Çünkü benimde gözlerim, yüreğim hep senin yanındaydı.

Gidişinden bir süre sonra aldım haberini… Yine sabahtı, benim gözlerim o günkü gözlerin gibi kan kırmızı ilk önce koşmak istedim, duymamazlıktan gelsem biraz daha kalacakmışım gibi. Sonra geride kalmanın sebepleri ve bedeli vardı… durdum…

Bayraklar hazırlandı, pankartlar yapıldı birde beş santim boyunda göğüse asılan siyah-beyaz fotoğrafın… Sol yanımızda resminde taze gülüşlerin, ellerimizde kızıllığını ilmek ilmek işlediğin bayraklarınla tüm sokakları geziyoruz; Sloganlar, marşlar…

ŞAFAK KILAGÖZ

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*