SPARTAKÜS’ÜN KURTULUŞ ORDUSU – Ulaş Bayraktaroğlu

(…)

Babaîlerin Selçuklu devletine karşı isyanı, Spartaküs’ün köle ordusunun Roma devletine karşı isyanına çok benzer. Babaî isyanı yoksul köylülerin, göçerlerin yaşamsal nedenlerle başlattığı siyasi bir hareketti. Selçuklu devletinin paralı askerlerine karşı Babaîlerin -halkın kendiliğinden- silahlı gücü defalarca galip gelmiştir. Babaîler devletle savaşırken diğer yoksul Anadolu halklarına hiçbir zarar vermediler. Başarılı olmalarının ve kendilerinden sonraki halk isyanlarına esin kaynağı olmalarının bir nedeni de budur. Egemen sınıfların kâbusu, ezilenlerin cesaret kaynağı olmalarının nedeniyse direnişi yaşam biçimi haline getirerek sonuna kadar zulme karşı kadın, erkek, çoluk çocuk tüm halk olarak savaşmalarıdır. Selçuklu ordusuna karşı -tüm halk olarak- Malya savaşında öyle bir savaşmışlardır ki egemen sınıfların hafızasına ezilenlerin öfkesinden duydukları korku bir kez daha silinmeyecek şekilde kazınmıştır.

Spartaküs Roma’ya savaş tutsağı olarak getirildi ve köle olarak satıldı. Gladyatör okulundan az sayıda arkadaşıyla kaçtığında kimse tarihin akışını etkileyecek devrimci bir savaşın başladığını bilmiyordu. Roma devletinin kendisini imha etmek için gönderdiği askeri güçleri yendikçe Spartaküs’ün güçlenen devrimci hareketi köleler arasında duyulmaya başlandı. Roma devletinin zulmü altında ezilen tüm halklardan, kölelerden oluşan kurtuluş ordusuna katılanların sayısı artmaya başlamıştı. Zaferleri çoğaldıkça Spartaküs’ün ordusu tüm köleler ve tüm ezilenlerin umudu oldu. Köleler özgür bir yaşamın mümkün olduğuna inanmaya başladılar. Spartaküs’e katılarak özgürlük için savaşarak yaşamayı tercih ediyorlardı.

Bununla birlikte isyana katılan farklı halkların mücadele birliğini sağlamak zorlaşmıştı. Bazıları Roma devletinin gücünü küçümseyerek Spartaküs’ün özgürleştirmeye, birleştirmeye ve ayaklandırmaya dayalı devrimci stratejisinin dışında anlık saldırılar düzenliyorlardı. Galyalılar böyle bir denemeden sonra ciddi bir yenilgi aldılar. Bu yenilgiden sonra Spartaküs’ün stratejisinin doğruluğu daha çok kabul görmeye başladı. Savaş güçlerini yeniden dizayn eden Spartaküs, Güney İtalya’yı ele geçirdi. Daha sonra Kuzeye yönelerek birçok zafer kazandı ve köleleri özgürleştirdi. Fakat Roma şehrine dayandığı halde saldırı düzenlemedi. Roma devletini tümüyle ortadan kaldırmayı hedefleseydi Spartaküs hareketinin sonu farklı olabilirdi. Köleci Roma devletini ortadan kaldıran Spartaküs’ün kölelerden oluşan ordusu olabilirdi.

Roma’nın üstüne yürümek yerine Spartaküs Güney İtalya’da bir tür ”Güneş Ülkesi” kurmayı tercih etti. Halkın geçim araçlarına kolay ulaşabilmesine yönelik düzenlemeler yaptı. Altın ve gümüş kullanımını yasakladı ve mütevazı bir yaşam biçimini hâkim kıldı. Basit yasalarla halk arasında adaleti sağladı ve eşitlikçi bir düzen kurdu. Aynı zamanda aralarına yeni katılanlara savaş eğitimi vermeye de devam ettiler. Diğer taraftan boşluktan faydalanan Roma devleti, ordusunu Spartaküs’e karşı yeni bir savaş açmak için hazırladı. Roma ordusu geçmişte Spartaküs karşısında edindiği bütün savaş tecrübelerini ve sömürmeye devam ettiği köle emeğinin büyük kısmını savaş hazırlıkları içi kullanarak güçlü bir ordu oluşturdu. Her ne kadar Galyalıların bazı disiplinsiz hareketleri Spartaküs’ün ordusunu zayıflatsa da Spartaküs hareketinin yenilgisinin esas sebebi karşısındaki düşman zayıfladığı anda onu tümüyle ortan kaldırmak için harekete geçmemek olmuştur.

Spartaküs devrimci dinamizmi devam ettirmek yerine Güney İtalya’da korunumcu bir statüyü tercih etmiştir. İçinden kaynaklanan bir iradeyle bir halkı, savaş durumundan barış durumuna geçirmek pek zor değildir; fakat barış durumundan savaş durumuna geçirmek oldukça zordur. Gündelik yaşamın dayattıkları işçi sınıfı ve ezilenler üzerinde kolaylıkla atalet yaratabilir. Komün Gücünün işlevlerinden biri de bu ataleti engellemek ve halkın devrimci savaş vaziyetini koruyarak düşman karşısında uyanık ve atik vaziyetin sürekli üretilmesini sağlamaktır.

Tarih olup bitenle; siyaset ise oluyor olanla ve olacak olanla ilgilenir. Bu nedenle siyasal tarihin irdelenmesi, tikelden tümele genel bir perspektif edinmemiz doğrultusunda anakronik ve tekrarsız oluşu nedeniyle çeşitli güçlükler çıkartır. Elbette yaşanan bütün anlar üzerine sadece yorum ve yaşanılacaklar üzerine sadece tahmin yapmayı amaç edinseydik yükümüz ve sorumluluğumuz çok daha hafif olurdu. Devrimci pratik; özneyi, geçmişin ürünü, geleceğin tohumu olduğunu bilince çıkartması yönünde zorlar. Ve özneye anı yaşamanın bütün devrimci imkânlarını savunurken, gerçekleşmekte olan gerçeğin yükünü sırtına bindirir.

Sınıf savaşımı tarihinde henüz daha kazanılan ya da kaybedilen nihayete ermiş bir savaş bile yoktur. Ezenlerle ezilenler arasında tarihte değişik biçimlerde şiddetlenen kavga bayrak yarışı gibi yeni öncüllere devrolarak devam etmektedir. Günümüzde ezilenlerin bütün çelişkileri proletarya kapsamında keskinleşiyor ve bütünleşiyor. Bu durum proletaryanın burjuvaziye karşı savaşının tarihi “ilerlemekte” olduğu sınıflı toplumlar rayından çıkaracak nitelikte olduğunu göstermektedir. Sınıflar arası uzlaşmaz çelişkiye son verecek bu mücadele proletaryanın dışındaki ezilen kesimlerin Roma Devleti’ne isyan eden kölelerle Roma Devleti’ni yıkan yarı komünal Cermenlerin tarihsel rollerinin sırasız bir şekilde birbirlerinin ve genel olarak toplumun sosyo-ekonomik değişimlerini belirlemelerine benzer durumlara izin vermemektedir. Yani artık komünal bir yapıya sahip olanın sınıflı bir toplumu yıktığı bir evrede kendisinin sınıflı bir topluma dönüşmesi mümkün değildir.

Roma devleti fiilen köleler tarafından değil, yarı komünal Cermen savaş klanları tarafından yıkılmıştır. Cermenlerde toprak mülkiyeti yoktu. Aynı bölgelerde fazla uzun süre yaşamıyorlardı. Bu durumun nedeni tarımla uğraşmamaları ve hayvan sürüleri, avcılıkla beslenmeleriydi. Diğer nedeniyse yerleşik topluluklar üzerine sefer düzenleyerek ele geçirdikleri ganimetlerle yaşamalarıydı. Şefler savaşçılıklarına ve yeteneklerine göre seçiliyordu. Cermenlerde kişi toplumsal konumunu servetine göre değil, kişisel yeteneklerine göre ediniyordu. Kişisel servet hırsı hareket halindeki bu topluluklar için yükten başka bir şey değildi. Cermenler için önemli olan sahip oldukları malın kullanım değeriydi. Toplum sınıflara bölünmediği için herkes topluma sağladığı yararlılığa göre konum elde etmekteydi. Bu şekilde kendiliğinden örgütlenmiş bir savaş gücü karşısında Roma devletinin dayanamaması doğaldır (Aslında Spartaküs karşısında da dayanamamıştı!). Belki Cermenler Roma’yı yıktılar fakat Cermenlerin komünal yaşantısını da Roma’nın mirası yok etti.

Köleler ve serfler bulundukları sosyo-ekonomik toplumlarda üretici güçler olarak tek devrimci güç değildiler. Özellikle burjuvazi yüzyıllar boyunca iktidarı bütünüyle ele geçirinceye kadar bu devrimci sınıflara yakın durarak tarihin tekerleğini kendi iktidarına doğru ilerletti. İktidarı ele geçiren burjuvazi tarihsel olarak peşine taktığı tüm ezilenlere ihanet etti. Roma imparatorluğunun burjuva gericiliğine sürekli esin kaynağı olması boşuna değildir. 

Tarihte gerçekleşmiş bütün proletarya devrimlerinin ortak özelliği, proletarya burjuvazi tarafından tekrar yenildiğinde elde ettiği mevzisini kaybettiğinde sosyo-ekonomik yapı özünde klasik kapitalizmden başka bir şeye dönüşmemektedir. Hatta proletarya ve ezilenler için en gerici, vahşi sömürü düzeni geri gelmektedir. Bu nedenle proletaryanın ve ezilenleri tek kurtuluş yolu devrimci savaşı sonuna kadar sürdürerek kazanmak, kazandığını korumak, kesintisiz bir şekilde sosyalizmi inşa etmektir.


* Ulaş Bayraktaroğlu’nun Komün GÜCÜ” eserinden derlenen bu yazının başlığı editörya tarafından eklenmiştir.